My biSgen

ParçaLanmış, böLünmüş dünyama-kimLiğime müzik gezegeninden düşen ışığın göLgesi vursa yeter!….

Archive for the ‘MÜZİK yaZı / döKüMan’ Category

Blokflüt ile Müzik Eğitimi – Salih Aydoğan

leave a comment »


“Blokflüt ile Müzik Eğitimi”, Türk müziğine dayalı, çağdaş eğitim ilkelerine uygun olarak hazırlanmış iki kitaptan oluşmaktadır. Birinci kitapta, ikişerli (basit) ölçülerde hüseyni, çargah, kürdi, hicaz, majör ve minör dizilerden oluşan parçalara yer verilmiştir. Tartımlar, anadilimizden yola çıkılarak öğrenciye verilmeye çalışılmamış; her yeni tartımın önce atasözü ve özdeyişlerden oluşan söz kalıpları ile pekiştirilmesine, sonra modal (Türk müziği) ve tonal (evrensel müzik) yapıda bir alıştırma ya da ezgiyle işlenmesine özen gösterilmiştir. (Önsöz)
A. Aydın İlik, Salih Aydoğan
Arkadaş Yayınları
Ankara , 1997, 27.5 x 18 cm, 111 sayfa, Türkçe.
ISBN No: 9755090223

Reklamlar

Written by My biSGen

15 Eylül 2007 at 11:56

Flüt Bakım ve Onarım. Türkiye’nin her Yerine

leave a comment »

Selam Arkadaşlar www.ertem.org‘tan Yepyeni bir hizmet daha. Flüt’lerinizin bakım ve onarımı yapıyoruz. Kirlenen ve temizleyemediğiniz flütlerinizi en iyi şekilde parlatıp size teslim ediyoruz. Aynı zamanda yay kırılması tuşe basmaması pad değişimi gibi sorunlarınızıda hallediyoruz.

Flüt Bakım ve Onarım Fiyat Listesi

1: Temizlik ve Parlatma : 30 Ytl
2: Pad Değişimi : 80 Ytl
3: Yay Değişimi : 15 Ytl ( 1 Adet yay Değişim Ücretidir. )
4: Tuşe Sorunu ve İnce Ayar : 30 ytl
5: Mantar Değişimi : 40 Ytl
6: Kırık Aksam Onarımı : 100 Ytl

Not: Yukarıdaki Fiyatlara Kargo Ücreti Dahil Değildir. Kargo Ücretleri tarafınızdan Karşılanacaktır.

Bakım İçin Göndereceğiniz Adres : Menderes Mh. 2000 Evler Sitesi. B/Blok Kat:8 Daire : 15 MERSİN / Mezitli

Tel : 0 539 658 85 43

Lütfen Kargoda Acık Adresinizi Ve Telefon Numaranızı Ve Flüt’ünüz için hangi işlemlerin yapımasını istediğinizi açık olarak belirtiniz.

Written by My biSGen

15 Eylül 2007 at 11:51

Notre-Dame De Paris – Belle

leave a comment »

Written by My biSGen

14 Eylül 2007 at 21:34

Patric Fiori, Lucie Garou & Daniel Lavoie – Belle

leave a comment »

Written by My biSGen

14 Eylül 2007 at 21:32

noTRe Dame paRis- beLLa

leave a comment »

Written by My biSGen

14 Eylül 2007 at 21:29

Yaratıcılığınızı Nasıl geliştirebilirsiniz ?

leave a comment »

“Yaratıcılık nedir?” sorusuna verilebilecek pek çok cevap bulunabilir, belki de herkes kendi açısından bu cevabı verebilir. Kimisinin aklına yaratıcılık deyince Bethooven, Mozart gibi dahiler gelirken, kimisinin aklına Da Vinci, Picasso gelir. Kimisi için J.R.R Tolkien, kimisi için ise Edison yaratıcıdır. Peki ama genel anlamda yaratıcılık nedir? Yaratıcılık kimlerde bulunur? Yaratıcılık geliştirilebilir mi?
Tüm bu sorulara birlikte cevap bulmaya çalışalım. Öncelikle “yaratıcılık nedir?” sorusuna bakalım. Bunun için bazı tanımlara göz atmakta yarar var.
Yaratıcılık;
*Ressamların sahip olduğu bir şey
*Problemlere alışılmadık ya da orijinal bir yaklaşım
*Uyuşmaz bilişsel unsurların ya da fikirlerin bir araya getirilmesi
*Zahmete değer bir ürüne götüren süreç
*Karmaşık bir sistem olan beynin kendi kendine ortaya çıkan bir özelliği
*Yeni, işe yarar bir şeyin meydana getirilmesi
*Orijinal ve değerli bir şey üreten süreç
*Başkalarıyla aynı şeyi görmek ama farklı bir şey düşünmek
*İnsan olmanın yegane karakteristiği
Tüm bu tanımlara siz kendi bakış açınızla bir tanım ekleyebilirsiniz belkide, ama yukarıdaki tanımlar “Yaratıcılık nedir?” sorusuna bir nebze olsun ışık tutmuştur sanıyorum.
Zaman zaman düşünüp “Ben hiç yaratıcı değilim keşke daha yaratıcı özelliklerim olsaydı” dediğiniz oldu mu? Eğer cevabınız evet ise bunun sizin kaderiniz olmadığını söyleyebilirim. Araştırmalara göre; yaratıcı zekanın orta ve üst seviyede IQ’su(zeka seviyesi) olan herkesin sahip olduğu, üstelik geliştirebilceği bir zeka türü olduğunu biliyor muydunuz?
Yapılan incelemelerde ve deneylerde; yaratıcılık doğuştan gelen bir yeti olduğu ve araştırma gruplarının %70-%80 gibi bir bölümünde çeşitli nedenlerle köreltilmiş olsa bile yaşam deneyimleri ve özel programlarla yeniden kazanılabilir, güdülenebilir ve geliştirilebilir olduğu görülmüştür.
Eğer Pranga üyesiyseniz ve şu anda bu yazıyı okuyorsanız, bu FRP ve fantastik edebiyatla ilgilendiğinizi gösteriyor. FRP ‘nin en temel noktalarından biri yaratıcı olmaktan geçer. Fantastik edebiyat türündeki eserleri yakından takip edenler bilecektir ki, daha önce gerçek hayatta karşılaşmadığımız yaratıcı zeka ürünü pek çok dünyayla, karakterle ve ırkla her an karşılaşabilirsiniz. FRP oynayanlar işe kendi karakterlerini yaratmakla başlar , daha sonrasında kendi yarattığınız bu karaktere yaratıcılığınızı kullanarak yeni özellikler katarsınız, bir süre sonra bununla da yetinmeyip belki de kendi dünyanızı kurgulamaya başlarsınız. Tıpkı o peri masallarındaki gibi gerçekte var olmayan şeyler vardır dünyanızda. Yaratıcılık FRP ile ilgilenen herkesin yakından tanıdığı bir olgudur. Önemli olan bu yaratıcılığı ne kadar kullandığımız, ne kadar geliştirdiğimiz ya da yaratıcılığımızı kullanarak ne kadar üretkenlik sergileyebildiğimizdir. Aslında yaratıcılığımızı geliştiren sır burada saklı denebilir. Siz de bu türden yaratıcılık sergileyebilirsiniz, bunun için öncelikle kendinize inanmanız ve bu konu üzerinde biraz çabalamanız gerekebilir. Ancak unutmamanız gereken şey yaratıcı özelliklerden yoksun olduğunuz fikrini asla aklınıza getirmemektir.
Yaratıcılığı Geliştirmek: Sizlere yaratıcılığınızı geliştirmekle ilgili bazı kısa bilgiler vermek istiyorum;
Yaratıcılığınızı geliştirebilmenizin en önemli maddelerinden biri, yaratıcı olabileceğinize inanmaktır. Bir şeyi yapabileceğinize inanmalısınız. İnsanın yaratıcı girişimlerinin çevreden kabul göremeyeceği gibi kimi korku ve ön yargılar, bizi yaratıcılıktan uzaklaştırabilir. Aslında bir şeyleri deneyip, içimizdeki çocuğu yüreklendirmeli ve bir çocuğun hayal gücü ve yaratıcılığına ulaşabilmeyi hedeflemeliyiz.
Zihninizi yeni fikirlere açmalısınız, bunun için yakınsak düşünmeden kurtulup ıraksak düşünme becerisini kazanmaya çalışmalısınız.
Peki bu yakınsak ve ıraksak düşünme nedir?
Yakınsak düşünme, ihtimalleri daraltmak ve en uygun çözüme “yakınsamak” için bilgi ve mantık kurallarını uygulamak olarak tanımlanmıştır. Aklımıza kolayca gelen ilk fikirler geçmiş deneyimlerimizden çıkardığımız fikirlerdir. Bu tutumdaki kişi; yanlış yapma riskinden kaçan; belirsizlik toleransı daha düşük; en iyi tek bir yol ya da doğru tek bir cevap olduğuna inanan kişidir.
Iraksak düşünme ise, olası çözümler hatırlama ya da yeni çözümler üretmedir. Iraksak düşünme, yakınsak düşünmeye göre daha esnektir; yalnız eldeki bilgilerle yetinmeyen bir düşünme yöntemidir; daha zengin fikirler akımına açıktır ve dolayısıyla yeni çözümlere ve yaratıcılığa daha yatkındır. Elimizdeki mevcut bilgiye dayanarak yeni, özgün ve yaratıcı cevaplar üretmeyi gerektirir.
Iraksak düşünme becerimizi ne kadar geliştirirsek yaratıcılığımızı arttırmamıza o kadar yararı olacaktır. Bunun için tavsiye edilen bazı alıştırmalar var. Bunlardan bazılarını örnekle belirtmek gerekirse;
“Durumlar”; Örn: Düşünebildiğiniz kadar çok sayıda teker üzerinde hareket eden şeyler.
“Anlamsal birimler”; Örn: Uyumaya ihtiyaç duymamanın getireceği sonuçların sıralanması.
“Şekilsel Sınıflar”; Örn: Olabildiğince çok sayıda şekil kümeleri ya da sınıflandırmaları bulmak.
“Şekilsel birimler”; Örn: Temel geometrik şekillerden olabildiği kadar çok sayıda nesne çizmek.
Örnek Durumlar Testi alıştırmalarını yapmak için bir çok şeyi aklınıza getirebilirsiniz Örn: Çatırdama, kayma, çıt sesi çıkarma, düşme, tekme atma, şişme, tersyüz olma vb. Fiilleri bir sözlükten rastgele seçebilirsiniz ve bu fiilleri ıraksak düşünme becerilerinizi geliştirmek için alıştırma yapmada kullanabilirsiniz.
Kullanımlar Testi denen bir testte çok bilinen “Bir tuğlayı/bir kibrit çöpünü vs. kaç farklı şekilde kullanabilirsiniz? Sıralayınız” şeklindeki sorulara cevap verilmesi gerekebilir. Alışkanlık olarak kendinizin ıraksak düşündüğünüzü görürseniz, bilin ki yaratıcı zekanız hızlı bir şekilde artmakta ve beyninizi daha iyi bir şekilde kullanmaktasınızdır.
Diğer başka testler; kelime çağrışımı, iç içe yerleştirilmiş şekiller, bir hikayenin sonunu bağlama, bir şey kurma, desen ve çizgi yorumları gibi şeyler vardır. Bunlar gerçek dünyada kullandığımız yaratıcı süreçlerin türlerini yansıtır.
Bu tür zihin alıştırmaları sizi zihnen formda tutacaktır, böylece gerçek problemlerle karşılaştığınızda başarı kazanma şansınız artar. Bu alıştırmaların başka bir artısı ise zihinsel veri üssünüzü arttırmasıdır, dolayısıyla yalnızken pek önemli gözükmeyen şeyler çok geçmeden faydalı fikirler üretmenize kaynak teşkil edebilir.
Yaratıcılığınızı geliştirmenin bir başka yolu da stresten ve baskıdan kendinizi arındırmaya çalışmaktır. Araştırmalara göre insanlar herhangi bir baskıdan ve stresten uzak oldukları zaman, kendi başlarına kalıp ortamdaki diğer şeylerden kendilerini soyutlayabildiklerinde, çok daha yaratıcı oldukları gözlemlenmiştir. Daha çok uykuya dalmadan önceki devrede, duş alırken, araba kullanırken vb. zamanlarda yaratıcı düşüncelerin arttığı görülmüştür. Bu sebeple baskı ve stres yapıcı şeylerde n uzak durmaya çalışmak yaratıcı düşüncelerinizin ortaya çıkması için önemlidir.
Yine araştırmalar sonucu kişi baskı altındayken, gözlemlendiğinde, sınav edildiğinin farkına vardığında, otorite altında olduğunda, bir işin başarıyla tamamlanması karşılığında kendisine ödül verildiğinde yaratıcılığının düştüğü görülmüştür.
Yaratıcılığın önemli unsurlarından bir diğeri, kültür ve çevre usurudur.İçinde bulunduğumuz ve yetiştiğimiz, din, dil, ırk, sosyal ve coğrafi faktörler yaratıcılığı da etkiler.
Yaratıcılıktaki bir diğer önemli faktör ise; motivasyondur. Eğer bir şey yaratmak için yeterince motivasyonunuz yoksa, karşınıza çıkacak güçlüklere kısa sürede yenilmeniz olasıdır. Görülmüştür ki yaratıcılıkta kendini gerçekleştirme ihtiyacından doğan içsel motivasyonlar, dışsal motivasyonlara göre çok daha fazla etkilidir.
Tüm bunlara ek olarak, yaratıcılığınızı geliştirmek için; çok çalışmaktansa akıllı çalışmayı hedeflemelisiniz, “Niye?” diye sormayı alışkanlık haline getirmelisiniz, zihninizi esnetmelisiniz, tekdüzeliğe düşmemelisiniz, düşünmeye vakit ayırmalı, karşı görüşü savunmalısınız, olayları başka bakış açılarından görmelyi denemelisiniz.
Aslında yaratıcılık ve yaratıcı zekamız ile ilgili söylenecek çok fazla şey var, ama benim amacım içinizdeki yaratıcı gücü keşfedip onu kullanmaya başlamanızı tetiklemekti. Eklemek istediğim bir şey daha var, yaratıcı şeyler üretmeye başladığınız ilk seferlerde istediğiniz sonucu aldığınızı düşündüğünüz zaman bu konuda bilgisine güvendiğiniz kişilerin eleştrilerine önem verin. Eleştiriler olumsuz olsa dahi tekrar denemekten vazgeçmeyin, çünkü yaratıcı zekanızı ve becerinizi tekrar ederek deneyerek, çalışarak geliştirebilirsiniz, biraz sabırlı ve azimli olmayı gerektiriyor. Gerekli özeni göstermek ve içinizde yaratıcı güç olduğuna inanmak o gücü dışarı yansıtmanıza yardımcı olacaktır.
Kaynaklar:
Dr.Harry Alder

Written by My biSGen

14 Eylül 2007 at 16:38

Actus Tragicus’ın içinde gizli olan simetriyi hissettik mi?

leave a comment »

Bach, kimi zaman en ateşli hayranları için bile biraz “uzak” kalabiliyor. Bir müzisyen olarak dehasının sınırları, bir çoğumuzun anlama kapasitesi için erişilmeyecek denli uzakta. Öte yandan, Bach’ın insancıl yönü son derece güçlü olan bir dahi olduğu gerçeği, karşımıza değişik şekilde çıkıyor: çok seyrek ve az sayıda olan aile mektupları ve anektodlar gibi ıvır-zıvır yoluyla değil de, kurduğu müzikal zırhın zayıf noktalarında, müziğinde sıradan bir insanın şüpheleri, endişeleri ve afallamalarıyla cebelleşen sıradan bir insanın kırılganlığının gözümüze iliştiği anlarda. Bu zayıf noktalardan biri Actus Tragicus—henüz yirmi iki yaşındayken yazdığı bir cenaze müziği.

Bu bestenin tam olarak hangi cenaze için yazıldığı henüz saptanamadı. Ağustos 1707’de ölen amcası Tobias için yazılmış olduğunu, ya da Bach’ın dostu ve müttefiki, Mühlhausen Pastor’u Eilmar’ın kızkardeşi Susanne Tilesius için yazılmış olduğunu tahmin edenler var. Susanne öldüğü zaman otuz dört yaşındaydı ve arkasında bir eş ve dört çocuk bırakmıştı; aynı Bach’ın kendi annesinin on dört yıl önceki ölümünde olduğu gibi. Acaba Actus Tragicus, bir şekilde, Bach’ın kendisinin hesaplaşamadığı acısının, müzik yoluyla katartik bir dışavurumu olabilir mi?

Bach, küçük yaştan başlayarak, hayatı boyunca, ölümle sık sık ve acılı bir şekilde karşılaşmış. Onuncu yaş gününden hemen önce, dokuz aylık bir zaman dilimi içinde, önce annesini, sonra babasını kaybetmiş; Eisenach’daki aile evi dağılmış ve kendisinden yaşça çok büyük olan ağabeyinin yanına sığınmış. Beste yapmaya başlar başlamaz, küçük yaşta karşısına çıkan bu yasın acısını, olağanüstü derinliği sayesinde teskin edici olan bir müzik diline dönüştürmenin yollarını keşfetmiş olmalı. Hayrettir ki, Bach’ın müziği hiç bir zaman şeker pembesi, kendi keyfinin derdinde ya da karamsar değil; tam tersine, her ne kadar derinlemesine bir ciddiyet taşısa da, her zaman iyimser. İki büyük Passion da dahil olmak üzere, olgunluk dönemi eserlerinin çoğu, aynı konuyu, “çile ile sınanma”nın olduğu bir dünya ile, halâs umudu arasındaki çatışmayı ele alıyor; ama hiç biri, bunu yaparken Actus Tragicus kadar iç burkucu ve dingin değil. Beni hep düşündürmüştür: Bach’ın eski bir okul arkadaşına yazdığı mektubundaki sözleriyle, “sürekli çekişme, kıskançlık ve takibat altında kalmakla” geçmiş bir hayatın sonunda, kendi ölümü gelip çattığında, bunu Actus Tragicus’da ifade ettiği güçlü imanın sukunetiyle karşılayabildi mi?

Actus Tragicus, esasen Luther’ci “iyi ölüm” ülküsünü simgeliyor; ama, başka bir çok düzeyde de tadı çıkarılabilecek bir eser aynı zamanda. Bach’ın daha hareketli kontrpuan uygulamalarının tersine, bu eserin “ilk dinleyişte çarpan”, güzel bir çekiciliği var. Şüphesiz, bu çekicilik bestenin alışılmamış derecede tatlı sesli enstrümantasyonundan geliyor: yalnızca iki blokflüt, bir org ve bir çift viola da gamba. Açılıştaki Sonatina, Bach’ın bir topluluk için yazdığı besteler arasında bulabileceğiniz en iç yakıcı yirmi ölçüyü içeriyor. İki viola da gamba’ya verilmiş, hasret duygusu uyandıran disonanslardan başlayıp, blokflütlerin nefes kesici bir biçimde, aynı notayı bir çalıp, bir ayrılarak, komşu notaları birbirlerinin içine geçirmeleri ve değiş tokuş etmeleriyle süren; bu haliyle, yaralanmış bir ruhu teskin eden bir müzik sunuluyor bize. Her ne kadar çeşitlilik ve buluşlarla dolup taşsa ve bir çok ruh hali ve tempo değişikliğini hatasızca birbirine eklese de, bütün beste topu topu yirmi dakikadan daha kısa sürüyor.

Sessizlik, en iyi bestelerin çoğunda olduğu gibi, büyük bir başarıyla kullanılmış. Sopranonun tekrar tekrar “Gel, efendimiz İsa!” diye yakardığı noktada, bütün diğer sesler ve enstrümanlar müzikten düşerek sopranonun desteksiz kalmış sesinin kırılgan bir süsleme içinde havada asılı kalmasına yol açıyorlar. Bach bu noktada üzerinde bir sus işareti olan boş bir ölçü yazmış; bu esrarengiz sessizlik, tam da bestenin tam orta noktasına denk düşüyor.

Bu, bilinçli ve etkili planlamanın örneklerinden yalnızca biri; Actus Tragicus, yüzeyin altına baktıkça, karmaşıklığını daha çok farkettiğiniz bir eser. Beste, Kitab-ı Mukaddes’ten yapılan ve aralarına Luther’ci ilahilerin serpiştirilmiş olduğu yedi İncil alıntısının beste içindeki konumları yoluyla, bize Eski Ahit’in Yasa’sı ile Yeni Ahit’in Müjde’sinin duru bir çakıştırılmasını sunuyor. Yasa’nın “yaşamın ortasındayken, ölümün içindeyiz” ısrarına karşı, (Martin Luther’e göre) Müjde, esasen, “ölümün ortasındayken, biz hayatız” diye yanıt veriyor. Bunun altında yatan amaç açık: sevdiklerini yitirenleri, hayatın esasen ölüm için bir hazırlık olduğu, insan hayatının saatini ayarlayanın ve işleri kendi zaman çizelgesine göre düzenleyenin Tanrı olduğunu hatırlatarak avutmak.

Bach, müzikte Kural ve Müjde arasındaki dinbilimsel bölünmeyi vurgulamak için zekice bir simetrik yapı geliştirmiş. Müziğin bölümleri öyle düzenlenmiş ki, beste boyunca, imanlı kişinin Eski Ahit yazıtlarının ölümün kaçınılmazlığı üzerine dobra ifadeleri yoluyla en dibe vuruşunu, sonra ibadet aracılığıyla daha ruhani bir bakış açısına doğru yükselmesini izleyebiliyoruz. Kırılma noktasının her iki tarafındaki solo aryalar birbirleriyle tezat oluşturan çiftler olarak düzenlenmiş; örneğin, baştaki, yetkeci bir Eski Ahit emri olan “evini düzene sok, çünkü öleceksin ve yaşamayacaksın”, İsa’nın çarmıhtan kendisine eziyet edenlere söylediği sözlerle karşılanıyor: “bugün sen benimle birlikte Cennet’te olacaksın”.

Bach, kutsal sözleri müzikte yansıtırken, tonalitelerin sırası sayesinde bir adım daha ileri gidiyor—Eric Chafe’in Bach’ın pasyonları ve kantatlarında keşfettiği tonal alegorinin başka bir örneği daha. Burada da simetrik bir düzen var: iç karartıcı Eski Ahit emirleri için mi bemol majörden do minör ve fa minör yoluyla bir iniş, bizi o sessizliğin dip noktasında, oldukça uzak bir tonalite olan si bemol minöre ulaştırıyor; si bemol minör, Bach’ın Matthaeuspassion’da ruhi ızdırabın en dip noktalarını anlatmak için kullandığı tonalite. Sonra, Müjde metinlerinin rahatlatmasıyla, müzik la bemol majör ve do minör yoluyla tekrar mi bemol majöre dönüyor.

Bach’ın müzik ve teolojiyi birleştirmesinin en parlak örneği ise, orta noktadaki o boş, sessiz ölçüdün etrafında. Ölüm anında, tanrının yardım eli uzatması için duyulan ezici ihtiyacı resmetmek için, sopranonun son çağrısını tonal olarak belirsizlik içinde bırakılmış; bu çağrıyı izleyen sessizliği nasıl yorumlayacağımız bize kalmış. Eğer son notaları (zayıf da olsa) fa minör tonunda bir tam kadans olarak duyarsak, bu onun son nefesini vermesi anlamına gelecek—son noktayı koyan ölüm. Öte yandan, sopranonun la ve si bemol arasındaki son titremelerini, izleyen bölümün tonalitesi olan si bemol minörün yeden notası ve ekseni olarak da duyabiliriz. Bu durumda, sopranonun ısrarcı yardım isteklerine yanıt olarak İsa’nın varlığı, o esrarengiz sessiz ölçüde belirgin bir biçimde ima ediliyor. Bach, tonların yükselişi aracılığıyla, şüpheye yer bırakmayan bir şekilde, fiziksel ölümün yolculuğumuzda bir yarı yol noktasından, kendisinden sonra geleceklerin başlangıcından ibaret olduğunu söylüyor.

Actus Tragicus, Bach’ın bildiğim bütün besteleri arasında, maddi dünya ile ondan sonra gelen her neyse onun arasındaki zarda bir delik açmaya en çok yaklaşan bestelerden biri. Tabii ki, bir nörolog neyin gerçek, neyin hayal olduğunu nasıl ölçemiyorsa, bu fenomeni betimlemek ya da Bach’ın müziğinin dinleyicide yarattığı çarpmayı tanımlamak o denli olanaksız. Bach’ın müziğinde bu kadar çok sayıda anlam katmanının varlığı, aklımızın tutulmasına yol açabilir; ama Bach’ın zamanında, müziğin matematiksel bir bilim olarak görüldüğü, değişik disiplinler arasındaki sınırların bugüne göre çok daha belirsiz olduğu o günlerde, böyle bir yaklaşım gündelik pratiğin bir parçası olarak görülüyordu. Tabii ki Bach’ın müziğini yalnızca müzikal keyfi ve duyulara verdiği zevk için dinlemek ve tad almak mümkün. Peki, eserlerinin bilim adamları ve matematikçiler üzerinde bu kadar güçlü bir çekimi olması bir raslantıdan ibaret olabilir mi? Ya da, müziğin o büyük güzelliğinin ötesinde, hepimizin, bilinç düzeyine çıkmadan da olsa, Actus Tragicus gibi bir parçanın içinde gizli olan simetriyi hissetme yetimiz var mı?

John Eliot Gardiner
(Granta, 76. sayı / Kış 2001

Written by My biSGen

12 Eylül 2007 at 18:22

MÜZİK yaZı / döKüMan, müzik öğretmeni kategorisinde yayınlandı