My biSgen

Bir başka WordPress.com weblogu

Archive for the ‘MÜZİK yaZı / döKüMan’ Category

Ses Bozuklukları Nedenleri

leave a comment »

Şarkı Söyleme Esnasında ve Ders Alma Sürecinde
Ses Bozuklukları Nedenleri

Teknik bilgisi edinmemiş, şarkı söylemeye yeni başlamış kişiler gırtlaklarını gereğinden fazla zorlayarak çeşitli sorunlarla karşılaşabilir. Amatör şarkıcılar hatalı teknikler geliştirirler ya da sesine uygun olmayan repertuarları vardır. Bütün bunlar kalıcı ses bozukluklarına yol açar.

Karın kaslarını -diyafram- bilinçsizce kullanmak ses sorunlarına yol açacaktır. Unutmayın ki ses organı sadece gırtlak değildir.

Postür ayakta dengeli bir vücut simetriğine denir. Yanlış postür gırtlağı ve diyaframı zorlamak için yeterli bir sebeptir. Yatarak, oturarak, kol kaslarını gererek, başı dimdik tutarak ya da kasılarak şarkı söylemek hem çok zor hem de yanlıştır.

Zamansız şan dersleri almak ya da almadan şarkı söylemek çok tehlikelidir. Buluğ döneminde ses tam oturmamışken alınan şan dersi sese umulduğundan çok zarar verir.

Herkesin beğendiği ve örnek almak istediği ses sanatçıları muhakkak vardır. Sesinizi başkasına benzetmeye çalışmayın. Ses bozukluğunun bir nedeni de budur.

Akustiği bozuk salonlar, müzik amacıyla inşa edilmemiş yapılar ses sanatçılarının bir numaralı düşmanıdır. Eğer bu tarz yerlerde performans sergileyecekseniz ses monitörleri kullanmanızı şiddetle tavsiye ederim. Bu monitörler sesi şarkıcıya geri yansıtıp akustik geri dönüşü sağlar.

Sahne korkusu geçici ses bozukluklarına (ses kısılması, titremesi vb) sebep olabilir. Bu biraz güven, biraz deneyim ve eğitimle başa çıkılabilecek bir sorundur.

Belki sevdiğiniz tarzda şarkılar söylemek istemeniz çok doğal. Hatta bunu yapmamak hayal kırıklığı doğurabilir. Ama seslerin sınıflandırılması ilerde yaşayacağınız daha büyük hayal kırıklıklarını engeller.

Çalışma ya da eğitim programlarınızı çok sık ve yorucu olmayacak şekilde ayarlayın. Bu hem fiziksel dayanıklılığınıza darbe vurur hem de sesinizde sanıldığının aksine olumsuzluklar yaşamanıza sebebiyet verir.

Ses yeterliliğiniz ve sesinizi korumayı öğrenmeniz eğitim sürecinizle doğru orantılıdır. Kısa süreli bir eğitim her zaman için yetersizdir.

Konser ya da eğitim gibi performanslar anında sesinizi korumanız yeterli değildir. Sesinizi yoğun bir şekilde kullandıktan sonra bir dinlendirme sürecine sokmanız gereklidir. Bu süreç içerisinde aşırı sıcak veya soğuk ortamlardan, gürültülü ortamlardan, sigara dumanından ve tozlu ortamlardan, yüksek sesle konuşmaktan ve alkolden kaçınmalısınız.

Lombard etkisi gürültülü ortamlarda sesin yüksek olarak kullanılması eğilimidir. İyi bir eğitim almış olan şarkıcılar seslerini lombard etkisinden korumayı bilirler ve sesi için zararlı olacak düzeye çıkmazlar.

Konserlerden önce süt, dondurma, kahve, kuruyemiş gibi gıdalar almak boğazda tahriş, boğazı temizleme ihtiyacı ve salgılarda koyulaşma meydana getirir. Limon suyu salgıları incelttiği için yararlı olabilecektir. Fakat bunu da saf olarak içmeniz yine tahriş yapacaktır. Ilık suya ya da çok açık çayla beraber limon suyu içerseniz konser öncesi boğazınızı temizlemenizde yardımcı olacaktır.

Çalışma ortamları da son derece önemlidir. Nemsiz ve kuru ortamlar, toz , gürültü, bozuk akustik, aşırı sıcak ya da soğuk ortamlar ses bozukluklarına yol açar.

Written by My biSGen

19 Mayıs 2007 at 12:00

eğitim, MÜZİK yaZı / döKüMan kategorisinde yayınlandı

ALIŞTIRMALAR: FONETİK

leave a comment »

ALIŞTIRMA: FONETİK

Ünlüler

A
Konuşma dilimizde birbirinden ayrı söylenen iki (a) vardır. Bunlardan biri (kalın a) diğeri de (ince a) dır. Her iki (a) bazen uzun, bazen kısa okunabilir. Bu iki (a) yı söylerken birbirinden ayırt etmek için (ince a) nın üzerine şu ( ^ ) işareti koyarak gösterelim.

Kalın A
Şu şekilde söylenir: Dil doğal duruşunu değiştirerek ortaya doğru biraz yükselir, dudaklar hareketsiz, yanaklar gevşek ve çeneler açık. aaa aaaa aaaa

Elâlem ala dana aldı ala danalandı da biz bir ala dana alıp aladanalanamadık. Akrabanın akrabaya akrep etmez ettiğini. Ağlarsa anam ağlar, kalanı yalan ağlar.

İnce A
(Kalın a) ya oranla daha ileriden söylenen bir ünlüdür. Dilimize geçen yabancı kelimelerden gelmiştir. Bu kelimelerin başında, ortasında ve sonunda bulunur. Örnek: lâla, lâstik, hâl. hâlbuki, lâf, lâkırdı, lâle, lâl, kâse, lâle, lânet, lâzım, kâzım, kâtip gibi.

Lâla lâtif lâleli lâmbasını lâcivert lâke lâvabodan nâzik, nâdide şefkâte verdi.

Uzun A
Bunu da (â) şeklinde gösterelim :

Önek: Nâne, nâdir, nâme, câhil, câhit, seyahât, sâdık, sâbit, kâtil, nâzik târih, mâvi, hâttâ, hârf, dikkât, şefkât, kabahât, sıhhât, nâmus, nâne, nâsihat,

E
Konuşma dilimizde birbirinden ayrı söylenen iki (e) vardır. Bunlardan biri (açık e) diğeri de (kapalı e) dir. Bu iki (e) yi söylerken birbirinden ayırt etmek için (kapalı e) nin üzerine şu (‘) işareti koyarak (açık e) den ayıralım. eee eeee eeee

Açık E
(Açık e) şu şekilde söylenir: Çeneler (a) ünlüsünde olduğu gibi, dil ileri doğru yükselir. Kelime başında, ortasında ve sonunda bulunur. Örnek: Eş, sen, sene- Edebi edepsizden öğren:
Ekmeği ekmekçiye ver, bir ekmek de üste ver:
Evlinin bir evi, evsizin bin evi var.
- Bir elin nesi var, iki elin sesi var. -
Sen dede ben dede bu atı kim tımar ede.

Kapalı E
(Kapalı e) şu şekilde söylenir: dudak kenarları kulaklara doğru biraz yaklaşıp çeneler hafifçe sıkılır.

Gece penceredeki benekli tekir kedi tenceresindeki eti yedi.

I
Şu şekilde söylenir: Çıkış noktası damağın arka kısmındadır. Dudakların köşesi kulaklara doğru açılır. Dil damağın arkasına doğru toplanarak dar bir geçitten havayı bırakır. Dilimizde (ı) ünlüsü kelime başında, ortasında ve sonunda bulunur. Örnek: Isı, ıslık, ılıcalı ıııı ııı ııııı
- Ihlamuru ısıt:
Tıkır tıkır: Mırıl mırıl: Şıkır şıkır.
Yığın yığın, kıpır kıpır, gıcır gıcır, ıslak ıslak, pırıl pırıl, fırıl fırıl, zırıl zırıl.

İ
Şu şekilde söylenir: Çıkış noktası damağın ön kısmındadır. Dudakların köşesi kulaklara doğru açılır, dil damağın iki yanına dayanarak dar bir geçitten havayı bırakır. Kelime başında, ortasında ve sonunda bulunur.
Örnek: İz, dil, izci iii iiiii iiiii

İki dinle bir söyle- iki el bir baş içindir.

Dilimizde süresi uzun olan (i) lere rastlanır:

İcat, biçare, bitap, bitaraf, veli, fenni, fiziki, cani, hayati, nihai, fuzuli, deruni

O
Konuşma dilimizde kalın ve ince olmak üzere iki ayrı O vardır.

Kalın O
Çeneler açık, dudaklar birbirine yakındır ve ağız içi yuvarlaktır. Kelime başlarında sık rastlanır. Örnek: Ot, ova, ocak, olmak, ordu, oda, orman, ortak, bando, banyo, biblo, bono, fiyasko, tango, solo, fono, foto, radyo, stüdyo, şato, tempo, vazo, Olmaz olmaz deme, olmaz olmaz. oooo oooo ooo

İnce O
Biraz daha ileriden daha az yuvarlak yapılarak söylenir.

Lobutları loş locasında notalıyan normâl lort losyoncusunun lokantasında nohutları lokumlarla karıştırdı.

Ö
Çeneler ve dil (açık e) ünlüsünde olduğu gibidir. dudakların alt ve üst köşeleri birbirine yaklaşıp ağız küçük bir yuvarlak gibi olur. (ö) ünlüsü çoğunlukla kelime başında bulunur. ööö ööö öööö

Örnek: öbek, öc, ödenek, ödünç, ödeşmek, ödev, öfke, öğrenmek, öğrenim, öğretim, öğünmek, öğüt, ökçe, öksürük, örs

- Ölenle ölünmez. – Ölüm kalım bizim için. – Önce düşün. sonra söyle. – Öfkeyle kalkan zararla oturur.

U
Konuşma dilimizde birbirinden ayrı söylenen iki (u) vardır. Bunlardan biri (kalın u) diğeri de (ince u) dur.

Kalın U
Çeneler açık, dudaklar birbirine iyice yaklaşık ve ağız tam bir küçük yuvarlak olur. Örnek: Uç, ucuz, uçak, uçurum, uykucu, ulu uuu uuu uuu

Unkapanı uğradığı uğursuzluktan upuzun uzandı.

İnce U
(Kalın u) ya oranla daha ileriden söylenir. Ünlüsü çoğunlukla yazıda (ü) ünlüsü ile gösterilir. Örnek: Rûya, rûzgâr, hûlya, gûya, lûzûm, lûtfen, lûgat, nûr, nûmara, Nûri,

Gûya Hûlya rûyasında Lûtfi’ye nûmaralı nûtuk söyliyerek lûtfetmiş.

Ü
Çeneler ve dil (açık e) ünlüsünde olduğu gibidir. Dudakların alt ve üst köşeleri birbirine iyice yaklaşır ve büzülür. (ü) ünlüsüne dilimizde kelime başında, ortasında ve sonunda sık rastlanır. Örnek: Üç, üçgen, üçlü, üçüz, üflemek, ülker, ülkü, ün, ünlem, ünlü, üreme, ürkek ,ürpermek, üzüm, üstün, üşenmek, ütü üüü üüü

- Üzüm üzüme baka baka kararır. -Ülker üzüntüden üzüm üzüm üzüldü. -Ürümesini bilmeyen köpek, sürüye kurt getirir.

Ünsüzler

B
Dudakların birleşip açılmasıyla meydana gelir. Kelimenin başında veya ortasında bulunur. Kelime başında örnek: Baş, boş, bıçak, biber Kelime sonunda (p)ye dönüşür. Örnek: Kitap, kap, hesap, çorap. Ancak kelime sonunda ünlü bulunursa eski konumuna döner: Örnek: Kitabı, dolabı, kabı, hesabı

Gerçekte (p) ile biten kelimeler ise değişmezler.
Örnek: sap-sapı, çöp-çöpü, top-topu, tüp-tüpü, küp-küpü, kulp-kulpu, hap-hapı,

Bi Be Ba Bo Bu Bö Bü Bı
Bip Bep Bap Bop Bup Böp Büp Bıp

Bil Bel Bal Bol Bul Böl Bül Bıl
Bir Ber Bar Bor Bur Bör Bür Bır

Bit Bet Bat Bot But Böt Büt Bıt
Bis Bes Bas Bos Bus Bös Büs Bıs

Babasının benekli bıldırcını bitişik bostanda böceklerden bunalarak büzüldü.

C
Dişler birbirine yaklaşık, dil ucu dizlerin ön kenarına yayılmış, alt çene aşağı düşerek çıkar. Örnek: Cam. caba, cacık, coşkun, cömert, cüce, cümle. Kelime sonunda (ç) olur.
Ci Ce Ca Co Cu Cö Cü Cı
Cip Cep Cap Cop Cup Cöp Cüp Cıp

Cik Cek Cak Cok Cuk Cök Cük Cık
Cit Cet Cat Cot Cut Cöt Cüt Cıt

Cambaz Cevat cılız cimri coşkunla cömertliğe cumbada cüret ettiler.

Ç

C harfinden biraz daha sert olarak çıkar. Çıkış biçimi aynıdır.
Çi Çe Ça Ço Çu Çö Çü Çı
İç Eç Aç Oç Uç Öç Üç Iç

Çip çep Çap Çop Çup Çöp Çüp Çıp
Tiç Teç Taç Toç Tuç Töç Tüç Tıç

Piç Peç Paç Poç Puç Pöç Puç Püç Pıç
Şiç Şeç Şaç Şoç Şuç Şöç Şuç Şüç Şıç

Çardaklı çeşmedeki çırak, çiçekleri, çorbanın çöreğini ve çuvalları çürüttü.

D
Dilin damağın ön kısmına üst diş köklerine dokunmasıyla çıkarılır.

Örnek: Dam, dal, dar, dış, diş, dadı, dede, deney,-demir,

Kelime sonunda (t) olur. Yalnız anlamlan ayrı olup söylenişleri benzeyen bir kaç kelimeyi birbirinden ayırmak için (d) olarak yazılır. Örnek: Ad (isim), at (hayvan), od (ateş), ot (bitki), had (derece), hat (çizgi)
Di De Da Do Du Dö Dü Dı
Dip Dep Dap Dop Dup Döp Düp Dıp

Dik Dek Dak Dok Duk Dök Dük Dık
Dit Det Dat Dot Dut Döt Düt Dıt

Dir Der Dar Dor Dur Dör Dür Dır
Diz Dez Daz Doz Duz Döz Düz Dız

Davulcu dede dışarlıklı dikişçiyi dolandırırken dönemecin duvarından düştü.

F
Üst kesici dişler alt dudağın üstüne dokunup açılmasıyla çıkarılır. Dilimizde çoğunlukla kelime başında, pek seyrek olarak da ortasında ve sonunda bulunur. Örnek: Fal, fil, fakat, falaka, falanca, faraş, felek, ferman, fasafiso, federasyon, felâket, felç, fevkalâde, frak, fitre, film·, fayans, fötr, fonojenik, futbol, füze
Fil Fel Fal Fol Ful Föl Fül Fıl
Fit Fet Fat Fot Fut Föt Füt Fıt

Fip Fep Fap Fop Fup Föp Füp Fıp
Fif Fef Faf Fof Fuf Föf Füf Fıf

G
Dil sırtının damağın gerisini, bir de damağın daha ön kısmını kapatmasıyla meydana gelir. Örnek: Gaga, gagalamak, gam, galiba, gar, garaj, gargara, gazete, gelincik, göçmen, gölge, gönye, görev, güzellik.

(G) ünsüzünün iki çıkış noktası vardır. İnce ünlülerle damağın ön kısmından çıkar. Örnek: Gâh, gel, gör, git, gûya, güç. Kalın ünlülerle damağın gerisinden çıkar. Örnek: Gar, gıcık, gocuk, guguk, gibi.
Gi Ge Ga Go Gu Gö Gü Gı
Gik Gek Gak Gok Guk Gök Gük Gık

Gip Gep Gap Gop Gup Göp Güp Gıp
Gif Gef Gaf Gof Guf Göf Güf Gıf

Gil Gel Gal Gol Gul Göl Gül Gıl
Gir Ger Gar Gor Gur Gör Gür Gır

Galip Geyvede gır gır giden gocuklu göçmen gururluya güldü.

Ğ
Dilimizde varlığını ancak kendinden evvel gelen ünlünün süresini uzatmakla hissettirir. Kelime başında bulunmaz, iki ünlü arasında ise ikili ünlü meydana getirir. Örnek: Boğaz-boaz, doğal -doal, yoğurt – yourt

Konuşma dilimizde bazan y ve v seslerine döner.
Örnek: Eğer-eyer, diğer-diyer, soğuk-sovuk

Ği Ğe Ğa Ğo Ğu Ğö Ğü Ğı
Ğir Ğer Ğar Ğor Ğur Ğör Ğür Ğır

Ğip Ğep Ğap Ğop Ğup Ğöp Ğüp Ğıp
Ğil Ğel Ğal Ğol Ğul Ğöl Ğül Ğıl

H
Bir soluk harfi olup ağzın (kalın a) ünlüsünü çıkardığı durumla meydana gelir. Örnek: Habbe, haberci, haber, hacamat, hacı, hacıyatmaz, hadde, hademe, hafız, hafif, hafta, hakiki, hakir, hâlbuki, hallac, hassâs, hece, hımhım, hipnotizma, hokkabaz, hulâsa, hulyalı, hüner, hücum, hücre, hüviyet,
Hi He Ha Ho Hu Hö Hü Hı
Hih Heh Hah Hoh Huh Höh Hüh Hıh

Hip Hep Hap Hop Hup Höp Hüp Hıp
Hit Het Hat Hot Hut Höt Hüt Hıt

Hil Hel Hal Hol Hul Höl Hül Hıl
Hir Her Har Hor Hur Hör Hür Hır

Habeş hemşire hırkalı hizmetçi hoppa hödüğe hurmaları hürmetle sundu.

J
Dişler birbirine, dil sırtı da katı damağa yaklaşır, havanın dil ortasından sızmasından meydana gelir. Örnek: Jale, Japon, jandarma, jambon, jelâtin, jeoloji, jeolog, j jest, jilet, jübile, jüri.Halk arasında (j) ünsüzünün (c) olduğu görülür.
Örnek:Japon- Capon, jandarma – candarma, panjur = pancur, jurnalcı = curnalcı,

Ji Je Ja Jo Ju Jö Jü Ji
Jij Jej Jaj Joj Juj Jöj Jüj Jıj

Jir Jer Jar Jor Jur Jör Jür Jır
Jil Jel Jal Jol Jul Jöl Jül Jıl

Jip Jep Jap Jop Jup Jöp Jüp Jıp
Jis Jes Jas Jos Jus Jös Jüs Jıs

Japon jeolog jiletini jurnalıyle jüriye verdi.

K
Dil sırtının damağın gerisini, bir de damağın daha ön kısmını kapatmasıyla meydana gelir. İnce ünlülerle damağın ön kısmından kalın ünsüzlerle ise arka kısmından çıkar.
Örnek1: Kel, kir, kör, kâtip kâhya, Örnek2: Kaba, kaya, kaçak, kadastro, kadın kadife, kalp, kal

Ki Ke Ka Ko Ku Kö Kü Kı
Kik Kek Kak Kok Kuk Kök Kük kık

Kil Kel Kal Kol Kul Köl Kül Kıl
Kir Ker Kar Kor Kur Kör Kür Kır

Kip Kep Kap Kop Kup Köp Küp Kıp
Kit Ket Kat Kot Kut Köt Küt Kıt

Kara ketenlik külahlı kuş kara kediyi yedi

L
Dil ucu damağın ön kısmına(lale), bir de daha gerisine(olay) dayanır, hava dilin yanlarını titreterek sızar.
Örnek: lâbirent, lâboratuvar; lâcivert; lâçka, lâdes, lâf, lâkap, lâhana, leylâk, leziz, limon, lise, litografya, liyakat, löca, lödos, lökanta, lokma, lökomotif, lösyon, löş,

Li Le La Lo Lu Lö Lü Lı
Lil Lel Lal Lol Lul Löl Lül Lıl

Lir Ler Lar Lor Lur Lör Lür Lır
Lip Lep Lap Lop Lup Löp Lüp Lıp

Lit Let Lat Lot Lut Löt Lüt Lıt
Lin Len Lan Lon Lun Lön Lün Lın

(L) ünsüzü bazı kelime ortalarında ve sonlarında kaybolur, Örnek: Nası şey = nasıl şey, kak ordan = kalk ordan, Adi konuşmada (r) ünsüzünün (l) olduğuna sık rastlanır. Buna (Leleşme) denir.Önek: Birader-bilâder, Berber-belber, servi – selvi, serbest = selbes, bâri = bâli, diye= diyelek, kerli ferli = kelli felli, zemberek -zembelek, merhem – melhem, terlik = tellik, amerikan = amelikan

M
Dudakların birleşip açılması ve damağın hafif alçalmasıyla meydana gelir. Dilimizde kelime başında, ortasında ve sonunda bulunur. Örnek: Maalesef, macera, maç, madalya, maalmemnuniye, maarif, modern, mücevher, madenî, manzume, müzakere, mütemmim
Mi Me Ma Mo Mu Mö Mü Mı
Mip Mep Map Mop Mup Möp Müp Mıp

Mir Mer Mar Mor Mur Mör Mür Mır
Mil Mel Mal Mol Mul Möl Mül Mıl

Min Men Man Mon Mun Mön Mün Mın
Mim Mem Mam Mom Mum Möm Müm Mım

Muhallebici melankolik Mısırlı Mirza modern mösyöyle Muradiyede müzik dinledi

N
Dilin damağın ön kısmına, diş köklerine dayanıp açılmasıyla meydana gelir: Dilimizde kelime başında, ortasında ve sonunda bulunur.
Örnek: Nasır, nadan, nadide, nafaka, nafile, naftalin, nakil, nakit , nal nalbant, namaz, namus, nankör, narin, narkoz, nâsihat, nâzım, nazik, nesir, nezaket, nilüfer, nisan

Ni Ne Na No Nu Nö Nü Nı
Nip Nep Nap Nop Nup Nöp Nüp Nıp

Nil Nel Nal Nol Nul Nöl Nül Nıl
Nir Ner Nar Nor Nur Nör Nür Nır

Nim Nem Nam Nom Num Nöm Nüm Nım
Nin Nen Nan Non Nun Nön Nün Nın

Namlı nane nini nini naneleri numaraladı

P
Dudakların birleşip açılmasıyla ve açılma sırasında dışarıya hava fırlamasıyla meydana gelir. Dilimizde kelime başında, ortasında ve sonunda bulunur. Örnek: Paça, paçavra, paket, pala, palamut, panorama, pansiyon, pantolon, papatya, paragraf, paramparça, paraşüt, paratoner, parazit, patinaj, pedagoji, plak, plaka, plan, planör, politika, porselen, porsiyon, program, projeksiyon, protesto, psikoloji,
Pi Pe Pa Po Pu Pö Pü Pı
Pip Pep Pap Pop Pup Pöp Püp Pıp

Pil Pel Pal Pol Pul Pöl Pül Pıl
Pir Per Par Por Pur Pör Pür Pır

Pit Pet Pat Pot Put Pöt Püt Pıt
Pis Pas Pos Pus Pös Püs Pıs

Palavracı peltek pısırık pişkin poturlu porsuk pulcu püskürdü.

R
Dil ucunun yukarıdaki kesici dişlere yakın noktayla meydana getirdiği kapağın bir çok defa açılıp kapanmasıyla meydana gelir. Kelime başında bulunan (R) kolay söylenir. Fakat kelime sonlarındaki (R) ünsüzlerine önem verilmezse anlaşılması güç olur. Örnek: Rabıta, radyatör, radyografi, rahat, roket, raket, ramazan, randevu raptiye, rol, reçete, rehber, rehin, rejisör, rakip, reklâm, rekor, repertuvar, reverans, rezonans, riyakâr, romatizma, rota, rozet, röportaj, rûya, rûzgâr,
Ri Re Ra Ro Ru Rö Rü Rı
İr Er Ar Or Ur Ör Ür Ir

Rir Rer Rar Ror Rur Rör Rür Rır
Tir Ter Tar Tor Tur Tör Tür Tır

Fri Fre Fra Fro Fru Frö Frü Frı
Gri Gre Gra Gro Gru Grö Grü Grı

Radyolu ressam Ramis Rasimin romanıyla röportaj yaptı

S
Dudaklar açıktır, dilin ucu alt diş köklerine yaklaşır ve hava dilin arasından tonsuz olarak sızar. Dilimizde kelime başında, ortasında ve sonunda bulunur. Örnek: Sap, saat, sabah, sabotaj, saman, servis sıska, seksek senaryo, stüdyo, spiker, smokin, hassas, kasa gibi…
Si Se Sa So Su Sö Sü Sı
Sil Sel Sal Sol Sul Söl Sül sıl

Sir Ser Sar Sor Sur Sör Sür Sır
Sis Ses Sas Sos Sus Sös Süs Sıs

Siş Seş Saş Soş Suş Söş Suş Sış
İsi Ese Asa Oso Usu Ösö Üsü Isı

Sandıklıda sepetleri sıralı simitçi sofrada sökülen sucukları süpürdü

Ş
Dişler birbirine, dil sırtı da katı damağa yaklaşır, hava dilin ortasından çıkar. Örnek: şantaj, şantiye, şafak, şahin, şakşakçı, şimendifer, şimşek, şarapnel, şarjör, Şifre, şövale, şüphe, şölen,
Şi Şe Şa Şo Şu Şö Şü Şı
Şil Şel Şal Şol Şul Şöl Şül Şıl

Şir Şer Şar Şor Şur Şör Şür Şır
Şis Şes Şas Şos Şus Şös Şüs Şıs

Şiş Şeş Şaş Şoş Şuş Şöş Şüş Şış
Şiz Şez Şaz Şoz Şuz Şöz Şüz Şız

Şamlı şemsek şimşir şafak şakşaklandı

T
Dilin damağın ön kısmına diş köklerine dayanıp açılmasıyla meydana gelir:. Dilimizde kelime başında, ortasında ve sonunda bulunur. Örnek: Tabak, taban, tabela, tablet, tablo, talih, tarih, tapu, tatil, teklif, tekzip, telefon, teleskop, televizyon, telgraf, temenni, tempo, temsil, tentene, tepki, terlik, termos, testere, transatlantik, transformatör, trapez, titiz, tiyatro, tren, tribün, turp, turnike, tünel,
Ti Te Ta To Tu Tö Tü Tı
Tik Tek Tak Tok Tuk Tök Tük Tık

Tir Ter Tar Tor Tur Tör Tür Tır
Tit Tet Tat Tot Tut Töt Tüt Tıt

Tis Tes Tas Tos Tus Tös Tüs Tıs
Tiş Teş Taş Toş Tuş Töş Tüş Tış

Tatar tepsici tıknaz titiz Tosun tömbekici tulumbacıyla tütün tüttürdü.

V
Üst kesici dişler alt dudağın üstüne dokunur. Dilimizde kelime başında, ortasında ve sonunda bulunur. Örnek: Vade, vadi, vagon, vahşi, vakit, vantilâtör, vapur, varil, varis, vasiyet, velvele, vergi, vestiyer, vesvese,
Vi Ve Va Vo Vu Vö Vü Vı
Viv Vev Vav Vov Vuv Vöv Vüv Vıv
Vil Vel Val Vol Vul Völ Vül Vıl
Vir Ver Var Vor Vur Vör Vür Vır
Vis Ves Vas Vos Vus Vös Vüs Vıs
Viş Veş Vaş Voş Vuş Vöş Vüş Vış

Velveleli vasi vesvese vadide vagon verdi

Y
Dil ortasıyla ön damak arasından çıkar. Dilimizde kelime başında ortasında ve sonunda bulunur. Örnek: Yaba, yaban, yağmur, yalan, yamyam, yankı, yan, yarış, yaz, yaş, yangın, yayan, toy, çay
Yi Ye Ya Yo Yu Yö Yü Yı
Yiy Yey Yay Yoy Yuy Yöy Yüy Yıy
Yil Yel Yal Yol Yul Yöl Yül Yıl
Yir Yer Yar Yor Yur Yör Yür Yır
Yis Yes Yas Yos Yus Yös Yüs Yıs
Yiz Yez Yaz Yoz Yuz Yöz Yüz Yız

Yalvaçlı yelpazeli yıldız yirmi yoksul yörükle yumurtalarını yükledi.

Z
Dilin ucu alt diş köklerine yaklaşır, hava dilin arasından tonlu olarak çıkar. Kelimelerin başında, ortasında ve sonunda bulunur. Örnek; Zafer, zahire, zahmet, zakkum, zalim, zaman, zambak, zamk, zar, zarar, zarf, zemzem, zenci, zerdali,
Zi Ze Za Zo Zu Zö Zü Zı
Zip Zep Zap Zop Zup Zöp Züp Zıp
Zil Zel Zal Zol Zul Zöl Zül Zıl
Zir Zer Zar Zor Zur Zör Zür Zır
İzi Eze Aza Ozo Uzu Özö Üzü Izı
Ziş Zeş zaş Zoş Zuş Zöş Züş Zış

Written by My biSGen

19 Mayıs 2007 at 11:43

eğitim, MÜZİK yaZı / döKüMan kategorisinde yayınlandı

Diksiyon ve Egzersizleri

leave a comment »

Diksiyon sanatının önemi

Dinleyici ne zaman bir şarkı duysa, Söz ve Müzik unsuru onun şarkıyı hayalinde canlandırabilmesi ve beğenmesi için önemli unsurlardır., Hisler ve duyguları anlatmada sözler etkendir..Dinleyici şarkıyı her dinlediğinde daha fazla yakınlık duyar ve her santimetresine kadar şarkıyı öğrenir.Ve o şarkının sözlerinde kendinden de birşeyler bulur.

Vokal müzikte Sözler ve Müzik çok önemlidir.Öyleyse sözler ne kadar anlaşılır olursa karşınızda bırakacağınız etki ve anlaşılabilirlik de o oranda artacaktır.
Uploaded with Avramovic Web Solutions ImageShack Hotspot
Bu tabii ki her tür müzikte olmaz.Enstrumantal ve Klasik müzikte besteci veya kompozitörlerin fikirsel,tamatik başarıları öne çıkmaktadır.,.Bizim sözler için söylediğimiz ; temiz anlaşılabilir olma gerekliliği : Türkü,Rock,Blues,Caz ,Türk Müziği vs.. gibi sözlü müzikler için söylenebilir.

Şarkı söylerken en dikkat edilecek nokta tüm kelimeleri son hecesine kadar şarkı içinde duyurmaktır.Bu problem kayıtlarda sıkça karşılaşılan bir durumdur.Dinlediğmiz birçok şarkıcının maalesef bu yanlışı yaptığı,aynı dilde konuşmamıza rağmen sözleri tam olarak anlayamadığımız nice şarkılar ve şarkıcılarımız mevcuttur.Şarkının son heceleri yutulup gitmiştir.

Oysaki bu problemi engellemek zor değildir.Ancak şan konusunda kişi kendini değerlendirirken yeteri derecede dikkatli olmayabilir.Problemi engellemek için nefes çalışırak ,tüm heceleri son notasına kadar doğru bir diksiyonla vurgulamak duyurmak gerekir.

Unutulmamalıdır ki sözleri anlaşılamayan bir müzik dinleyicide herzaman yarım duygular uyandıracak ve sizin anlatmak istediğiniz şeyleri engelleyecektir.

GÜZEL KONUSMA & DIKSIYON

Güzel ve etkili konusmada diksiyon (söylenis-telaffuz-pronounciation) yani seslerin dogru çikarilmasi son derece önemlidir. Fonetik bilgisi seslerin çikarilisini inceler. Diksiyon ise buna ek olarak daha genis bir kapsamda, ses organlarinin dogru sesleri çikarabilecek sekilde egitilmeleri üzerinde odaklanir. Bu yönüyle diksiyon önemli ölçüde fonetige dayanir. Ancak biz bu bölümde konunun fonetik yönü üzerinde ayrintili durmayacagiz.

Türkiyede seslerin çikarilmasinda yörelere göre farklilik vardir. Ancak güzel seslendirmede daha çok Istanbul agzi esas alinir. Seslerin gerektigi gibi çikarilabilmesi için ses aletlerinin- girtlaktan baslayarak dil, dudaklar, çene ve buruna kadar tüm ses aletlerinin egitilmesi gerekir. Bu çerçevede asagida çesitli alistirmalar yer alacak.

Alistirmalari yaparken ses çikislarini netlestirecegiz. Iyi bogumlanma yani heceleri netlestirerek seslendirebilmek için dudak tembelligini ortadan kaldirmamiz gerekir. Sesleri ses organlarini abartili kullanarak çikaralim. Asagidaki doküman dört bölümden olusmustur: ….Birinci bölüm ses organlarinin egitimine iliskin alistirmalar; ikinci bölüm, sesli harflerin çikarilisi; üçüncü bölüm sessiz harflerin çikarilisi ve kullanimini anlatmaktadir. Dördüncü bölüm ise sesli ve sessiz harflerin cümle içinde karisik sekilde kullanimina iliskin alistirmalardan olusmaktadir.

Bu alistirmalarda verilen örnek cümle veya hecelerin bikmadan israrla tekrar tekrar seslendirilmesi gerekir. Bu çalisma sürdürüldükçe seslerin agizdan akarcasina çikmaya basladigini, baslangiçtaki zorlanma veya tutuklugun ortadan kalktigini göreceksiniz.

Diksiyon sesin güzel çikmasini ve sözlerin dogru seslendirilmesini amaçlayan sanatin adidir. Diksiyon bu yönüyle ses ve söz üzerinde odaklanmistir. Sözün içeriginin kodlanmasi yani etkili iletisim diksiyon sanatinin disinda kalan bir konudur. Ancak konu üzerinde olusturulan eserlerde bir karmaşanin mevcut oldugunu da itiraf edelim.

Diksiyon bölümünde diksiyonun temel ögeleri üzerinde durulmustur. Bu ögeler söylenis-fonetik, bogumlanma, vurgu, durak ve ulamadan olusmaktadir. Fonetik seslerin dogru çikarilmasiyla ilgilenen bir alandir. Boğumlanma, seslerin birbiri ardina tam ve tok sekilde kaybolmadan çikarilmasi alaniyla ilgilenir. Vurgu, söylemedeki monotonlugun kirilmasini saglayan, her dilde kendine özgü gelisen bir telaffuz konusudur. Yazi noktalamasi ve duraklariyla konusma noktalamasi veya duraklari birbirinden farkli olabilmektedir. Durak bölümü, bu sorunun çözümünü amaçlamaktadir. Ulama çalismalarina gelince, bu çalismalar kelimeler arasinda uyumlu geçisler saglamayi amaçlamakta ve dilin dogal kurallarindan yararlanmaktadir.

Söyleniş-Fonetik
Söylenis bölümünde sesli ve sessiz harfleri ayri ayri inceleyecegiz. Türkçede 8 adet sesli ve 21 adet sessiz harf vardir. Sesli harfleri “ünlü”, sessiz harfleri de “ünsüz” kelimesiyle tanimlayacagiz. Türkçemizdeki ünlüler “a, e, ,i, i, o, ö, u, ü”den olusur. Ünsüzler ise “b, c, ç, d, f, g, g, h, j, k, l, m, n, p, r, s, s, t, v, y, z” den olusur. Söylenis bölümünde ünlü ve ünsüz harflerin fonetigini ögrenecegiz.

Ses Organlarını Geliştirme :
Akcigerlerden çikan hava girtlaktan geçerken ses tellerinde titresimler olusturur, bu titresimlerle girtlak yapisina göre degisik sekillerde çok zayif sesler olusur. Bu sesler diger ses organlariyla yogrulur, titresimlerle rahatlikla isitilebilecek kadar büyür ve kimlik kazanir.

Herkesin ses organlarinin yapisinin farkliligi ölçüsünde farkli sesleri veya ses kimlikleri vardir. Burada önce ses organlarimizin istedigimiz sesi çikarabilecek yetenege ulasmasini saglamaliyiz.

Ses organlarinin egitimi diksiyonun altyapisini olusturur. Ses organlari egitimsiz oldugunda diksiyon çalismalarinin her asamasinda tikanikliklar olusacaktir. diksiyon çalismalarinin kendisi de dolayli sekilde ses organlarinin gelisimine yol açar. Ana ses organlarini tek tek ele alalim ve gelistirilmeleri için alistirmalar yapalim.

Dil :
Dilimiz ünlüleri hariç tutarsak diger tüm seslerin çikarilmasinda mutlaka kullandigimiz çök önemli bir ses organimizdir. “a,e,i,i,o,ö,u,ü” den olusan ünlülerin dilimiz sabit dururken seslendirilmeleri mümkündür. Sadece farkli ünlülerde çene ve agiz içinin aldigi pozisyonun degisimine paralel olarak degisik pozisyonlar alabilir. Ancak dil özellikle bazi seslerin çikarilmasinda en önemli fonksiyonlari icra eder.

Dil agiz içinde çok rahat hareket edebilmelidir. Dilin ön alt dislerin köküne, ön alt dislerin üst bölümüne, ön üst dislerin köküne, kivrilarak üst dudaga dokunabilmesi gerekir. Dilin ucu rahatlikla kasilabilmeli ve kivrilabilmelidir. Dilin agiz içinde sag ön ve arka yönde, sag ve sol yönde veya ucundan kivrilarak geriye dogru hareketi rahat olabilmelidir.

Eger dilimizin kaslarinin dilimize rahat bir sekilde hakim olmasini saglayamazsak özellikle dilimizi kullanarak çikardigimiz seslerin bozuk çiktigini görürüz. Degisik milletlerin dillerindeki fonetik özellikler farkli dil yeteneklerini gerektirebilir. Örnegin Japonca “tsu” sesi, Ingilizce “the” sesi, Arapça’daki “peltek z” Türkçe fonetiginde bulunmaz. Bu sesleri çikarabilmek için de o milletlerin fonetikleri çerçevesinde dilimizi gelistirmemiz gerekir. Eger dilimizin kullaniminin genel anlamda gelistirilmesini saglamayi basarirsak, bu yetenegimiz yabanci dil ögrenirken “telaffuz- pronounciation” sorununu çok kolay asmamizi saglayacaktir.

Türkçe’de dil tembelliginin en fazla olumsuz etkiledigi sesler sunlardir: “c, ç, d, j, l, n, r, s, s, t, z” Eger bu seslerden herhangi birini çikarmakta güçlük çekiyorsaniz veya seste bogukluk, olusuyorsa dil egzersizleri üzerinde yogunlasmaniz gerekecektir.

Sesin Çıkışını Düzeltme :
Güzel ve etkili konusmada önemli bir konu sesin mükemmel çikisidir. Sesin mükemmel çikisi ses çikisi ile nefesin kullanimi arasinda basarili bir uyum olusturulmasini gerektirir. Düzgün sesin dört temel özelligi vardir. Bunlar sesin “isitilme düzeyi)yükseklik)”, “sesin hiz düzeyi”, “hosa gitme/tini düzeyi”, “degisirlik/bükümlülük düzeyi”nden olusmaktadir. Asagida bu özellikleri ögrenelim ve gelistirmeye çalisalim.

Işitilebilme-Yükseklik
Bazi insanlarin sesleri bir metre mesafeden bile güçlükle duyulabilmektedir. Böyle bir sesle yapilan konusmanin anlasilabilmesi son derece güçtür ve dinleyiciler dinlerken psikolojik gerginlik içerisine girerler.

Ses dinleyiciler tarafindan isitilebilecek kadar yüksek olmalidir. Normal ses kalabalik kitlenin en uzagina ulastirilacak kadar yüksek çikmalidir. Ancak yüksek ses bagirmaya dönüsmemelidir. Bu anlamda eger mikrofon kullanmiyorsaniz özellikle konusma yaptiginiz toplulugun büyüklügüne dikkat etmelisiniz. Hemen yaninizdaki bir arkadasiniza 20 metre uzaktaki insana konusur gibi konusursaniz sesin yüksekligini hatali kullanmis olursunuz. Sesin yüksekligi salonun büyüklügüne göre ayarlanmalidir. Ancak sesi yükseltirken “bagirma” tonu olusturmamak çok önemlidir.

Dikkat edin: Kaç kisilik bir guruba konusuyorsunuz? Salonunuz ne kadar genis? Ortamda gürültü var mi? Sesiniz 20 metreden rahat duyulabiliyor mu? Yoksa mirilti gibi mi çikiyor? sesiniz yükselince bagirmaya dönüsüyor mu? Uygun ses yüksekligi dinleyici kitlesini tamamen ve rahatlikla kusatan sestir.

Written by My biSGen

19 Mayıs 2007 at 11:30

eğitim, MÜZİK yaZı / döKüMan kategorisinde yayınlandı

DÜNYA MÜZİKLERİ : ETNİK MÜZİK

leave a comment »

Dünya müzikleriyle, etnik müziklerle ilgili arkadaşlar…
Sevgili Muammer KETENCOĞLU‘nun sitesini incelemenizi tavsiye ederim.

Uploaded with Avramovic Web Solutions ImageShack Hotspot

işte bazı örnek linkler…

Türk Müziği Linkleri
Ermeni Halk Müziği Linkleri
Kürt Halk Müziği Linkleri:
Kafkasya Linkleri:
Balkan Müziği Linkleri:
Geleneksel Müzik Linkleri:
Online Dergi Linkleri:
Rebetiko Linkleri:
Yunan Halk Müziği Linkleri:
Yunan Müziği ile İlgili Genel Linkler:
Klezmer Linkleri:
Sefarad Linkleri:
Bulgar Halk Müziği Linkleri:
Hırvatistan Halk Müziği Linkleri:
Sırbistan Halk Müziği Linki:
Makedonya Müziği Linkleri:.
Arnavut Halk Müziği Linkleri:
Roman Linkleri:
Finlandiya Halk Müziği Linkleri:
Macar Halk Müziği Linkleri:
Slovakya Halk Müziği Linkleri:
Ukrayna Halk Müziği Linkleri:
Rusya Halk Müziği Linkleri:
Bosna Linkleri:

Written by My biSGen

18 Mayıs 2007 at 14:53

MÜZİK SİTELERİ, MÜZİK yaZı / döKüMan kategorisinde yayınlandı

ÇOCUK VE MÜZİK EĞİTİMİ

leave a comment »

 Müzik Eğitimi Yoluyla Çocuklara
Gelişim Alanlarına Göre Kazandırılabilecek Davranışlar

• Sözsüz ve Sinirli Sözlü İfadelerin Gelişimi,
* Gördüğü, hissettiği, hakkında düşündüğü şeyi ifade edebilmesini sağlamak,
* Sesleri, müzik aletlerini kelimeleri, cümleleri keşfetmesi ve şarkı üretebilmelerini sağlamak, bunlarla ilgili deneyimlerini arttırmak,
* Kendi hakkındaki düşünce ve duygularını içinde bulunduğu ortamda ifade edebilmesini sağlamak (güven duygusu),
* Hayal etme, yaratıcılık ve gözlem kabiliyetini geliştirme,
* Yargılama yapabilmeyi, hareket ve ritmik vuruşlar yoluyla yargılamayı kontrol edebilme becerisini geliştirmek,
* Daha olumlu bir benlik anlayışı geliştirmek için gereken deneyimleri kazandırmak…

Written by My biSGen

12 Mayıs 2007 at 10:15

eğitim, MÜZİK yaZı / döKüMan kategorisinde yayınlandı

En Güzel Müzik Oyunları

leave a comment »

En Güzel Müzik Oyunları
Tüm Müzik Oyunları, bütün yeni oyunlar, süper iyi bedava oyun sitesi…
TIKLAYIN

Written by My biSGen

11 Mayıs 2007 at 22:45

eğitim, MÜZİK yaZı / döKüMan kategorisinde yayınlandı

BATI MÜZİĞİ ÇALGILAR – YAYLILAR

leave a comment »

HARP
Uploaded with Avramovic Web Solutions ImageShack Hotspot
Ön Asya ve Mısır’da eskiçağlardan beri kullanılmaktadır, fakat değişiklikler ortaçağda başlamıştır. Bugünkü gelişmesine 19.yüzyılda ulaşmıştır.
Küçük harpler ortaçağ halk ozanları tarafından yüzlerce yıl önce çalınırdı. Büyük harpler Avrupa’da rönesans devrinde, orkestra gruplarında kullanılmaya başlandı.
Harp iki yada üç tel kullanılarak ve değişmez bir anahtarla çalındığı için başlangıçta zor enstrümandı. 1872′de Fransa’ da çift hareketli harp icat edildi. Bu çözüm; çalan kişinin bir pedal yardımıyla tellerin ses perdelerini alçaltıp, yükseltmesine yardımcı oldu. 1800′lerin ortasında çift hareketli harplerin çoğalmasıyla birçok batılı besteci harp için orkestra parçaları yazmaya başladı. Tchaikovsky ve Debussy’nin çok güzel harp besteleri vardır.
Hem ezgi, hem de armoni (çok sesli, akor) çalabilen tek, telli çalgıdır. Solo ve eşlik görevi verilir. Anlatım gücü zengindir. Harpin yumuşak ve şiirsel bir ses rengi vardır. Harpın esas görevi; akorlar ve onların oluşturduğu biçimleri çalmaktır. Parmak ucu ile çalınan bir çalgıdır. Kalın tel, pirinçle kaplamalı ipek saçaklı çelikten, orta ve ince ses telleri ise gerilmiş bağırsaktandır. Harpın belli başlı bölümleri şunlardır:
a) Dizi seslerinin karşılığı olan yedi pedalın tutturulduğu oluk haznesi.
b) Çınlama kasası.
c) Sütun ve konsol.
Harp çalan kişinin kulağı çok iyi olmalıdır, parmak uçlarının etli ve yağlı olması ve kolların uzun olması aranılan özelliklerdir. Ayrıca duruşta bir estetik ve zerafet olması gereklidir. Bayanlar için çok uygun bir enstrümandır. Başlamak için 8-10 yaşlar uygundur.

KEMAN
Uploaded with Avramovic Web Solutions ImageShack Hotspot
En çok bilinen orkestra çalgısı, aynı zamanda da çok önemli bir solo çalgısı olan keman, tüm dinletilerde insanı derinden etkileyen, eşsiz güzellikteki sesiyle, yaylı çalgılar dörtlüsünün en önemli üyesidir. Sesi, diğer enstrümanlara göre insan sesine daha yakındır. Keman, çene altı ile omuz arasına sıkıştırılarak tutulur. Keman’ın metalden ya da hayvan bağırsağından yapılmış dört teli vardır. Sol elin parmakları sap üzerinde bulunan bu tellere basarak gezinirken, sağ elde tutulan, at kılından yapılmış, 75 santim uzunluğundaki yayın keman telleri üzerinde doğru açıyla sürtünmesiyle de ses elde edilir. Küçük ve hafif bir çalgı olmakla birlikte, ortalama 84 ayrı parçanın bir araya getirilmesiyle yapılmıştır. Biçimi rastlantıya bağlı değildir, bütün orantıları akustik değerlere göre saptanmıştır.

Keman ailesinin en geniş aralıklı sesine sahip üyesi olan kemanın dışında bu ailenin diğer üyeleri; viola, çello ve kontrbasdır. Ancak keman yaylı çalgılar ailesinin “soprano” sesidir. Bu çalgı bestecilerin duygularını kolaylıkla anlatabilir. Keman bir orkestrada çekirdek enstrümandır ve müziği zamanın ötesine taşır. İki kısıma ayrılırlar; birincil kemanlar ve ikincil kemanlar. 1600 lerin sonlarında bugünkü halini aldığında pekçok besteci keman için sololar yazmaktan zevk almışlardır.
Keman yapımı da ustalık gerektiren bir sanattır. Kuzey İtalya da özellikle Cremona, Milan, ve Venedik te en tavsiye edilen kemanlar yapılır.
Keman, iyi çalınması çok zor olan aletlerden biridir. Çok sabırlı ve disiplinli çalışma ister. Bu enstrümana
başlamak için altı ile sekiz yaş arasında olmak idealdir.
Keman çalanlara ” Kemani ” denir.

VİOLA
Uploaded with Avramovic Web Solutions ImageShack Hotspot
Yaylı çalgılar içinde kemandan sonraki en önemli yer viyolanındır. Viola, kemandan yaklaşık 7,5 cm daha uzun ve daha yumuşak bir tona sahiptir. Kemanda aranılacak bütün nitelikler, viyola için de söz konusudur. Kemandan farklı olarak viyola biraz daha geniş ve ses tonu beş nota düşüktür. Kemandan daha derin ve sıcak bir ses kalitesi olmakla birlikte ışıltılı değildir. Sesi az duyulduğundan onun için yazılan orkestra parçaları oldukça güçlü olmalıdır. 1750 lerden önce orkestra için solo viyola eserleri literatürü bulunmamaktadır.
Viyola yaylı çalgılar ailesinin “alto”sesidir.
Solo değeri o kadar büyük olmasa da senfonilerde önemli bir yere sahiptir. Berlioz, Haydn, Mozart, Brahms ve Schumann gibi bestecilerin yaylı çalgılar için hazırladıkları bestelerde violaya geniş yer vermişlerdir.
Mozart viyolaya ciddi şekilde ilgi gösteren ilk bestecidir, ses kapasitesi ile ilgili araştırmaları ve ilginç çalışmaları olmuştur, hatta bir konçerto bölümü de yazmıştır. Beethoven ve 19. yüzyılda da Berlioz viola için sololar yazan besteciler arasındadır. Günümüzde besteciler viyolayanın özelliklerini daha fazla dikkate almaya başlamıştır.
Viyolada kemandan daha çok parmakların aralarını açmak gerektiğinden, kemandan sonra buna alışılacağı akla en yakın olanıdır. Viyola çalmak için bünyenin yeterli derecede dayanıklı olması gerekir. Kemandan daha yorucu olduğu için, başlangıç yaşını on beşten aşağıya indirmemek yararlı olur. Bu yaşa kadar keman çalması, iyi bir viyola çalıcısı olmak isteyenlerin gideceği en doğru yoldur.
Geçmiş dönemlerde usta yapımcılar viyolayı büyüterek daha iyi bir ses kalitesi elde etmeye çalışmışlar fakat kolda rahat taşınamayacağından bundan vazgeçmişlerdir. Modern yapımcılar hala viyolaya yeni bir dizayn yaratmaya çalışsa da birçokları viyolayı bugünkü haliyle sevmektedir.

VİOLONSEL
Uploaded with Avramovic Web Solutions ImageShack Hotspot
Çello olarak da bilinen violonsel, keman şeklinde olmakla beraber daha büyüktür. Bu yüzden geniş ses boyutlarına açık bir çalgıdır. Ses genişliği 4 oktavdan daha fazladır. Yaklaşık 125 cm uzunluğunda olduğu için yere dayanan bir çubuk üzerinde durdurulur, müzisyen, bacakları arasına alıp sol elde tuttuğu bir yayla çalar. Keman gibi dört tellidir ve sağ elin perdeler üzerinde gezmesiyle değişik tonlar elde edilir.
16.yüzyılda şekil olarak beliren çalgı, 17. yüzyılda tanınmaya başlamış. 19. yüzyıla gelindiğinde ise Bach, Brahms,Schumann ve Dvorak gibi isimler tarafından violonsel suitler, konçertolar yazılmıştır. 20. yüzyılda da Sergei Prokofiev ve Dmitri Shostakovich gibi besteciler çello’nun olanaklarını keşfedip bir solo enstrüman olarak geliştirdiler.

KONTRBAS
Uploaded with Avramovic Web Solutions ImageShack Hotspot
Keman ailesinin en büyük ve en pes sesleri veren çalgısıdır. Genelde 180 cm boyunda olup 4 teli vardır. Ses çıkarmak için müzisyen bir eliyle perdelerde dolaşırken diğer eliyle de telleri çeker veya üzerinde yay gezdirir.
Yaylı sazların çoğu gibi konrbasın bazı formları da 15. yy da görüldü. Bunu takip eden üç yada dört yüzyılda da dizaynları değişmeye devam etti. 18. yüzyılda üç telli olanlar vardı ve sonra beşe çıktı. 1800′lerde bazı kontrbas yapımcıları süper ölçülerde baslar yapmayı denemekten zevk almışlardır. Fakat ölçülerinden dolayı bu aletleri çalmak çok zordu. Bazıları uzundu ve çalmak için iki kişi gerekiyordu. Biri eğiyordu ve diğeri çalıyordu. Bu kocaman enstrümanların bazıları müzelerdedir.

Kontrbas, 18. yüzyılda bazı orkestralarda standart enstrüman haline geldi. Haydn ve Mozart zamanında gerçekten popüler oldu. En iyi kontrbascılar Avrupa’yı dolaşıyorlardı. En iyilerden biri olan Domenico Dragonetti İngiltere’ye yerleşti ve kontrbası orada popüler yaptı. Diğer İtalyan bascı Giovanni Bottesini aynı zamanda besteciydi. Verdi ile birlikte çalıştı ve iki kontrbas için konçertolar yazdı, operalara katkıda bulundu.

Modern orkestralarda genellikle sekiz kontrbas kullanılır. Kontrbasların, orkestra ve oda müziği topluluklarında büyük görevleri vardır.

Bu aleti rahat çalabilmek için uzun boylu olmak, sağlam bir el yapısına ve birbirinden ayrılmış parmaklara sahip olmak gerekir. Bu çalgıyı öğrenmek için en ideal yaş 14-16 yaşları arasıdır. Çalarken ayakta durmak yada yüksek bir taburede oturmak gerekir.
———–

ÖNEMLİ NOT: Batı müziği çalgı tanıtımları için tüm yazı ve resimler http://www.afacancocuk.com sitesinden alınmıştır

Written by My biSGen

11 Mayıs 2007 at 20:23

eğitim, MÜZİK yaZı / döKüMan kategorisinde yayınlandı

BATI MÜZİĞİ ÇALGILAR – VURMALILAR

leave a comment »

ÇAN
Uploaded with Avramovic Web Solutions ImageShack Hotspot
Geçmişi tarih öncesine dayanan çok eski bir enstrümandır. Çanın alaşımı % 78 oranında bakır, % 22 de
kalaydan bileşir. Alaşımın çanın neresinden azaltılacağı belirlenmiştir. Çünkü bunlar her armoniğin çıktığı yerlerdir. Çanın üzerindeki alaşım azaltılıp artırılarak akort yapılır.

Çan sallanmağa başlarken, tokmakla vurularak ses çıkartılır. En dolgun ses, içten vuran tokmakla elde edilir. Dıştan vuran çekiç kullanılırsa, çıkan ses çok madeni olur. Çok dokunaklı bir sesi vardır. Günümüzde çanı sallamak için elektrik motor kullanılmaktadır.

DAVUL
Uploaded with Avramovic Web Solutions ImageShack Hotspot
Kelime anlamı “bir nesnenin diğerine vurması” dır. Davul yaklaşık olarak 200 yıl önce orkestraya katılmıştır.
Bir metal çerçevenin üzerinden sıkıca geçirilmiş iki plastik veya dana derisi ile kaplanmıştır.

Davulun bir yüzündeki deri kalın, diğer yüzündeki deri ise daha incedir. İnce kısım keçi, kalın kısım ise koyun derisinden yapılmaktadır. Kalın derinin olduğu kısma Tokmak, ince derinin olduğu kısma ise ağaçtan yapılan ince çubuk vurularak çalınmaktadır. Deri veya ipten örme bir kayış yardımıyla omuza asılarak çalınmaktadır.
Asya ,Afrika,Orta doğu,Amerika ve Avrupa da birçok değişik kültürün müzik tarzını temsil eder. Belli bir sesi yoktur.
Orduların sürekli çalgısı olan davul, kısa zamanda orkestra ve operalarda yer almıştır. Bu çalgının çalıcısı, çok iyi bir kulak yeteneğine sahip olmalıdır.

KARİYON
Uploaded with Avramovic Web Solutions ImageShack Hotspot
Aynı zamanda orkestra zilleri diye bilinen Glockenspiel (kariyon) Alman kökenli bir kelimedir ve “çan çalmak” anlamına gelir. Küçük bir ksilofon gibidir fakat çelik çubuklardan yapılmıştır. Tipik olarak metal yada tahta çubuklarla çalınır.
Etkileyici, parlak ve yüksek tonlarda sese sahiptir.

KASTANYET
Uploaded with Avramovic Web Solutions ImageShack Hotspot
Kastanyet genellikle sert ağaç veya fildişinden içi oyularak yapılan ve birbirine bağlı iki parçadan oluşan bir enstrümandır. Kastanyetin iki parçasından biri “hembra” dişi, öbürü “macho” erkek seslidir. İpleri orta parmaklara takılarak, avuçların içinde tutulur ve avuçların açılıp kapanmasıyla birbirine vuran kastanyetler ses çıkartır.
Kastanyet kelime olarak kestaneden gelmesine rağmen armuda benzer. İspanyol dansçılarının kullandığı bir enstrümandır.

KSİLOFON
Uploaded with Avramovic Web Solutions ImageShack Hotspot
Ksilofon’un ,Güney Asya dan çıktığı sanılmaktadır ve 16.yy da Avrupa orkestralarına girmiştir. Küçükten büyüğe doğru uzayan, yan yana sıralanan, tahta veya alaşım düzlemlerinden yapılmıştır. 2 adet tokmağın düzlemler üzerine vurulmasıyla değişik sesler çıkar.
Açık havada duyulamayacak kadar güçsüz bir sesi vardır. Saint – Saens (ölüm Dansı) ve Danimarkalı besteci H.Chr.Lumbye’ in yapıtlarıyla çağdaş orkestraya girdi. Masalsı duyguları başarıyla tanımlar.

TEF
Uploaded with Avramovic Web Solutions ImageShack Hotspot
Türk, Arap ve Hint müziğinde kullanılan bir çalgıdır. 6-8 santim kalınlığındaki kasnağa gerçek veya suni deri gerilmiştir. Çevresinde şıngırdayan ziller vardır ve sallanıp, elle vurularak ses çıkartır. İdeal çapı 25 cm’yi geçmemelidir.

İlk tefler Türk ordusunda çalınmaya başlamıştır.
Mozart tefi müziğinde ilk defa 1872′ de kullandı. Akort edilebilen tefler de vardır.

TİMPANİ
Uploaded with Avramovic Web Solutions ImageShack Hotspot
“Timpani” sözcüğü İtalyanca’da ‘davullar’ anlamına gelir. Orkestra davulu olarak da bilinen timpani, 300 yıl öncesi kullanılan ilk davuldur. Kökenleri Asya ve Afrika’ya dayanır. Geniş, altı yuvarlak, bakır bir çanak üzerine dana derisi veya plastik gerilerek yapılır. Ses düzeni, deriyi gövdeye birleştiren çemberin etrafındaki kelebekleri sıkmak veya gevşetmek yoluyla yapılır. Günümüzde bu sistem artık anahtarlarla veya küçük pedallarla sağlanmaktadır.

Büyüklü küçüklü iki parçadan oluşur. İhtiyaç duyulan ses perdesine göre beş taneden oluşan set halinde de çalınabilir. 2,5 oktav ses aralığına sahiptir.
Üç çeşidi vardır:
a. Büyük Timbal : 80 cm.
b. Orta Timbal : 74 cm.
c. Küçük Timbal : 68 cm.
Ordularda uzun süre kullanılmıştır. 17.yüzyılın ortalarından sonra sıklıkla kullanıldığı orkestraların ve çok sesli müziğin olmazsa olmaz enstrümanıdır.

ÇELİK ÜÇGEN
Uploaded with Avramovic Web Solutions ImageShack Hotspot
Üçgen biçiminde çelikten yapılmış ve bir çubukla vurularak çalınan bir çalgıdır.
Çanı anımsatan neşeli ve sevimli kavramlarını iyi yansıtabilen bir sesi vardır. Orkestraya 1700′lerin sonlarında katılmıştır.

VİBROFON
Uploaded with Avramovic Web Solutions ImageShack Hotspot
Maden çubukların üstüne tokmaklarla vurularak çalınan, her bir çubuğun altında bulunan borunun içindeki havanın, elektronik araçla titreştirilmesiyle elde edilen tınıya sahip çalgıdır. Bu sesi geniş bir alana yaymaya yarar.

Written by My biSGen

11 Mayıs 2007 at 20:13

eğitim, MÜZİK yaZı / döKüMan kategorisinde yayınlandı

BATI MÜZİĞİ ÇALGILAR – ÜFLEMELİLER

leave a comment »

FAGOT


Fagot 17.yüzyılda Fransa’da ağaçtan oyularak yapılmış, tek parçalı bir enstrüman olarak ortaya çıkmıştır. Modern Fransız Fagot’u, 19.yy ortalarında, Buffet-Crampon isimli bir Fransız firması tarafından geliştirilmiştir. Alman Fagot’u ise Wilhelm Heckel isimli bir imalatçı tarafından geliştirilmiştir. Avrupa’nın çeşitli yerlerinde farklı türlerde çalınmaktadır. Bu çalgı Türkiye’ye ilk kez, Fagot adı ile Tanzimat döneminde İstanbul’ a gelmiştir. Obuanın da atası olduğu kabul edilir.
Fagot iki dilli bir enstrümandır. Toplamda 2.5 metreye yakın silindirik ahşap tüpten yapılmıştır. Bass parça, tenor parça, çift parça ve çan parça olmak üzere 4 bağlantı parçasından oluşur. Fagot üzerinde 8 delik ve 10 tuş bulunur. Müzisyen dilli parçadan üfleyerek ve tuşlarla ton değiştirerek enstrümanı çalar. Fagot ve obua çalanlar çift kamış kullanırlar ve hepsi de kendileri tarafından elde yapılır.

Fagot çok farklı yerlerde kullanılabilir. Obua gibi olmakla birlikte çok farklı bir sesi vardır. Çokdüşük ve çok yüksek sesleri çalabilir. Sevimli ve yüksek duyguların ileticisidir. Besteciler onun için sıksık sololar yazar ve bunların çoğu da komiktir, çünkü fagot eğlendirici soloları çok rahatlıkla ifade edebilir. Fakat aynı zamanda Stravinsky ‘nin ‘Rite of Spring’ adlı eserindeki kederli açılışın gerilimini de yansıtabilir. Fagot için yazan önemli bestecilere gelince; en önemli konçerto Mozart’ a aittir. Yine; Vivaldi, Carl Maria von Weber, Wagner, Berlioz gibi besteciler de çok iyi eserler yazmışlardır.
Çalgıya başlamak için 16 ile 20 yaşları arası uygundur. Kusursuz ön dişlerin olması ve dudak yapısının düzgün olması aranılan özelliklerdir.

FLÜT


Flüt çoğu orkestra, topluluk ve nefesli gruplarında soprano sesi veren enstrüman olarak kullanılmaktadır. Gür bir sesi yoktur. Bunun için solo yerine genellikle eşliklerde kullanılır.

Diğer üflemeli çalgılardan farklı olarak kamışları vardır. Orijinalinde tahtadan yapılan flüt, günümüzde gümüş ve altından yapılmaktadır. Daha süper bir ton için platinden yapılanları da tercih edenler vardır. Tahta flütler ile ton elde edebilmek için daha fazla nefes gereklidir fakat düşük ses perdeleri mükemmeldir. Kullanılmaya en elverişli bölümü orta bölümdür.

Çalgının baş bölümünde bir üfleme deliği vardır. Orkestra flütü enine yada yatay şekilde tutulur ve çalan kişi deliğin karşısından üfler. Aynı anda düğme denen tuşlara basar. Bu tuşlara basılıp bırakıldıkça flütte değişik tonlar oluşturan delikler açılır. Do anahtarında akort edilen orkestra flütü en popüler flüt türüdür ve 3 oktavlık bir ses genişliği vardır. Orkestra flütü olarak kullanılmayan flütler farklı şekillerdedir.

Flüt ailesinin diğer üyeleri; piccolo, alto flüt ve bas flütten ibarettir.

Batı Müzüğinde en çok kullanılan şekliyle kullanılan flüt cinsi olan ‘Yan Flüt’ ün Çin’ de M.Ö. 900 yılından beri kullanıldığı bilinmektedir. Flüt, Avrupa’ya 12. Yüzyılda, öncelikle Almanca konuşulan bölgeler olmak üzere, girmiş ve ilk önceleri çoğunlukla askeri bandolarda kullanılmıştır. Alman Flütü isminin verilmesi bu zamana denk gelmektedir. Flüt daha sonra 16 ve 17. yüzyıllarda oda müzüğinde kullanılan bir enstrüman haline dönüşmeye başlamıştır. Bu ilk flütler, 6 parmak deliğinden ibaret tek parçadan oluşmaktaydı. Ancak 1600′lü yılalrda, flüt birbirine bağlı 3 parçadan oluşarak yeniden tasarlanmıştır. Aşamalı olarak, flüte daha fazla tuş eklenmiş ve orkestra parçalarında yerini almaya başlamıştır. 1800′lü yıllarda 4 tuşlu flüt en çok kullanılan türü olmakla beraber, 8 tuşlusu da geliştirilmiştir. Günümüzde, silindir şeklinde, 13 veya daha fazla ton delikli ve basmalı tuşlu, Bohemia Flüdü en çok kullanılan cinsidir. Bugünkü modern orkestra flütleri biçimini 1847 de aldı.

Dikey kullanılan flütlerin dışında su kabağı ya da balon diyebileceğimiz biçimde çanak flütler de vardır.

KLARNET



Ahşap nefesli çalgılar ailesinin bir üyesi olan Klarnet, bir ucunda ağızlık olan diğer ucu da çan şeklinde olan bir uzun tüpten ibarettir. Genellikle ağaç, ebonite ve günümüzde sıcağa ve soğuğa dayanıklı bazı karışımlardan yapılan klarnetin üzerinde, küçük metal tuşlar bulunan delikler vardır. Dil titredikçe, dolu ve zengin bir ton elde edilir. Tuşlara basıp bırakarak tonlama yapılır.
Kamış takılıp üflenen birinci bölümüne; ‘Bek’, ikinci bölümüne; ‘Barille’, üçüncü bölümüne; ‘Medium’ (orta), dördüncü bölümüne; ‘Şalümo’ ve beşinci bölümüne de; ‘Pavillon’ (kalak) adı verilir.

Klarnet 4 notada imal edilir ve en çok kullanılan düz-si klarnettir. Bu klarnetin 3.5 oktav kadar ses genişliği vardır.

1 – Küçük Klarnet : Mi b
2 – Büyük Klarnet : Si b
3 – Alto Klarnet : Mi b, Fa
4 – Bas Klarnet : Si b

Klarnet bir orkestra enstrümanı olarak geliştirilmiştir. Ses renginin güzelliği ve çekiciliği dolayısı ile solo görevlerinde de başarı ile kullanılabilir.

İlk olarak 1690 yılında Johann Christoph Denner (1665-1707) adlı Alman bir mucit tarafından keşfedildi. Latince parlak, duru ve aydınlık anlamına gelen Clarus kelimesinden adını almıştır. Klarnetin 1825 yılında İstanbul’da kullanılmaya başlandığı bilinmektedir. Klarnetler orkestralarda 1780 lerde popüler hale gelmiştir. Hendel ve Vivaldi klarneti dikkate alan ilk önemli bestecilerdir. Mozart ve Beethoven klarnet için harikulade oda müzikleri yazmıştır. Carl Maria von Weber, Schumann ve daha sonra Brahms gibi romantik besteciler klarneti solo olarak da kullandılar.

Günümüzde klarnet, caz müziğinde de popüler olmuştur, aslında eskiden beri bu müzik türünde de kullanılmaktaydı. Öyle güzel caz soloları vardır ki, bunlardan biri de Gershwin’ in ünlü caz konçertosu “Rhapsody in Blue” dur.
Dudakların; kusursuz, dişlerin; düzgün ve eksiksiz (ön dişler) olması aranılan nitelikler arasındadır. Bu çalgıya on yaşında başlanabilir.

KONTRBASSON
Uploaded with Avramovic Web Solutions ImageShack Hotspot
Kontrbasson, fagottan 2 kat daha uzun ve sesi bir oktav daha düşüktür. Piyanonun en düşük notasına yakın bir ses erişimi vardır. Fagot gibi büyük bir çift kamışı vardır ve aşağı tarafında zili (çan) olan tek çalgıdır.
Çalan kişi, çift kamış arasından üfleyerek çalar ki bu obuadan daha kullanışlıdır. Parmaklarla ses perdelerini değiştiren bir anahtar sistemi vardır. Çalan kişi kontrbasson’u bacaklarının arasında yere koyarak çalar.
Daha önceki Kontrbasson’lar Hendel’in Fireworks Müziği’nde kullanılmıştı. Fakat daha sonra Beethoven’in 5. ve 9. senfonilerinde kullanılıncaya kadar sadece askeri bando enstrümanı oldu. Mahler ve diğer 20. yüztyıl bestecileri onu çok mükemmel etkiler yaratmakta kullandılar.

KORANGLE
Uploaded with Avramovic Web Solutions ImageShack Hotspot
English Horn da denilen bu enstrüman, 18. yüzyılın başlarında Fransa’da Korangle olarak tanıtılmaya başlandı. Orkestral obua’dan beş ses daha düşük ses tonuna sahiptir. Korangle’ye ‘tenor obua’ da diyebiliriz. Çift kamışlı enstrümanlardandır.
Kullanması zor bir bir müzik aletidir. Parmakların yaptığı işe çok alışkın olması gereklidir. Bu nedenle sürekli çalışmayı gerektirir

KORNO
Uploaded with Avramovic Web Solutions ImageShack Hotspot
Korno, obua ailesinin bir üyesidir. 1.5 oktav daha tiz olduğu için alto obua da denmektedir. Şekli genellikle obuaya benzer olup, orkestrada 3. obuacı tarafından çalınmaktadır. Uzun seslere ve eşlik görevlerine çok elverişlidir.
17. yüzyılın sonlarında yapımına başlanan ilk kornolar kıvrık boynuz biçiminde, deri kaplı ve gövdesi delikliydi. Delikler, parmakların açılımını kapsayacak bir açı ile yerleştirilmişlerdi. Daha sonra şekil itibariyle de değiştirilen kornolarda çalma güçlükleri giderilmiştir.
J. S. Bach tarafından Brandenburg 1 no’lu konçertosunda kullanılan obuanın, kornoya çok benzediğine inanılmaktadır. Karanlık ve yaşlı sesi, Hector Berlioz, Tchaikovsky ve Richard Wagner gibi besteciler tarafından öne çıkarılmıştır.
Uzaktan geliş düşüncesini çok güzel canlandırır. Av ve orman düşüncelerinin en iyi tanımlayıcısıdır. Kalın seslerde oldukça karanlık ve acıklı duygusu verir, ince seslerde de yuvarlak ve dolgun olarak duyulur.
Öğrenimi ve çalması zor bir çalgıdır. İyi bir kulak gerektirir. Başlama yaşı 15 tir.

OBUA
Uploaded with Avramovic Web Solutions ImageShack Hotspot
Obua, en küçük enstrümanlardan biridir. Fransızca kökenli bir kelimeden gelir ve yüksek ve gürültülü rüzgar anlamına gelmektedir. Birçok bakımdan klarnete benzer. Her ikiside ağaçtan yapılmıştır ve üzerinde notaların hızla değişmesini sağlayan metal anahtarlar vardır. Klarnetten farklı olarak bir ağızlığı yoktur. Bir anahtar yardımıyla kontrol edilen 16 ile 20 arası delik ve çift kamışı vardır. Bu genellikle sıcak iklimlerde yetişen bir tür saz olan ve bambuya benzer kamıştan yapılır. İlk şekilleri oldukça eskiye dayanır.
Bilinen gelişmesi 18.yüzyılda başlamış, çoğu orkestra bu enstrümanı bünyesine katmaya başlamış, ses özelliği ilk olarak J.S.Bach tarafından beğenilmiştir. Genel olarak bir renk çalgısıdır, çünkü sesi fazla güçlü değildir. Obuanın ses rengindeki çekicilik, dinleyenin kulağındaki etki ile birlikte gözleri de üzerine çekecek niteliktedir. Onun duygulu, sıcak ve içtenlikli gücü, hiç bir nefesli çalgıda yoktur. Büyük Flüt ile veya Küçük Flüt ile de yapacağı işbirliği, iyi, etkili bir sonuca ulaşır. Tarih boyunca bazı besteciler, obua için solo eserler bestelediler. Bunların arasında, George Frideric Handel, Joseph Haydn, Wolfgang Amadeus Mozart ve Ludwig Van Beethoven vardır.
Bu çalgıyı öğrenmek için 15 yaş uygundur. Dişlerin düzgün olması, dudakların ince ve hassas olması aranılan özelliklerdir. Çok nefes gerektirir ve doğru nefes tekniklerine sahip olunması lazımdır.

PICCOLA
Uploaded with Avramovic Web Solutions ImageShack Hotspot
Büyük flüte benzemekle birlikte yarısı kadardır ve ses delikleri kavrağı daha ufaktır. Ses perdesi, büyük flütten 1 oktav daha yüksektir. Günümüz orkestrasında en tiz seslere ulaşan enstrümandır. Genellikle gümüş ve ağaçtan yapılır.

18. yüzyıla kadar orkestralarda kullanılmamıştır. Bu çalgıyı ilk defa Beethoven “5. Senfoni” sinde kullanmıştır. Daha sonra,Tchaikovsky ve Berlioz, pikolonun özelliklerini gerçekten keşfedip orkestra için kullanmakta ısrar etmişlerdir.
Senfonik bestelerde görevi sınırlı olmakla birlikte askeri bandolarda özellikle trampetle birlikte oldukça güçlü duygular uyandırır.
Ortadoğu, uzakdoğu gibi ülkelerin havasını, duygusunu ve coşkusunu iyi ifade eder.
Gerçekten çalınması zor bir enstrüman olduğu göz önünde bulundurulmalıdır.

SAKSAFON
Uploaded with Avramovic Web Solutions ImageShack Hotspot
İlk kez Adolphe-Joseph SAX adlı bir çalgı yapımcısı bu çalgıyı 1840 yılında oluşturmuştur. İlk üç harfi bulucusunun adından gelir ve ‘phone’ da Yunanca da ses anlamına gelmektedir. 1844 de ilk defa senfonik orkestralarda görünmüştür. Yapımcısı patentini 1846 yılında almıştır. Saksafon için yazılan parçalara pek rastlanmaz. Caz’ın gelişimi ile saksafonun popüler olması için 20. yüzyılın başına kadar beklemek gerekmiştir.
Uploaded with Avramovic Web Solutions ImageShack Hotspot
Saksafon içinde dile benzer bir parça olan ve üflendiğinde de titreşen dilli bir sistemle çalışan nefesli çalgılardan birisidir. Açık ve kapaklı ses delikleri ile donatılmış çalgı, alaşımdan yapılmaktadır. Kıvrık boyunlu bir biçimde olup, klarnet gibi kamış takılan bek’ i vardır. Kamış takılı bek, ağza alınarak üflenir. Çoğu saksafonun alt kısmı eğiktir ve bu şekliye bas klarneti andırır. Çok azı, örn: soprano saksafon düzdür ve klarnete benzer. Saksafonun üzerinde 12 tuş ve delik bulunur. 6 çiviye basıp bırakılarak gruplar halinde açılıp kapatılmak suretiyle değişik tonlar elde edilir. Sol el ses deliği kavrağının üst bölümünde, sağ el ses deliği kavrağının alt bölümünde olmak üzere sağ kalçaya doğru uzanan az eğimli bir biçimde tutulur. Çalgının tutuş ve güvenini sağlamak için, ince bir kayışla veya uzayıp kısalabilen bir iple boyuna asılır. Aletin üzerinde, normal sesinin bir oktav altında veya üstünde ses çıkartmaya yardımcı olan 2 tane de fazladan delik vardır. En çok kullanılan saksafon türleri olan, soprano, alto ve tenor saksafonun 2.5 oktavlık bir ses genişliği vardır.
Saksofonlar kendi aralarında 5 e ayrılır:
1 – Soprano Saksofon: Si b
2 – Alto Saksofon: Mi b
3 – Tenor Saksofon: Si b
4 – Bariton Saksofon: Mi b
5 – Bas Saksofon: Si b
Başlama yaşı 10 ile 18 arasıdır. Kusursuz dişler ve dudak yapısı, aranılan şartlardır.

TROMBON
Uploaded with Avramovic Web Solutions ImageShack Hotspot
Trambonlar 1400′lerde ilk olarak görülmeye başlandı. 1500′ lere kadar bütün ölçülerde yapıldı ve halk bandolarında, şehir bandolarında ve karışık gruplarda kullanıldı. 1700′lere gelinceye dek besteciler orkestralarında trambona yer vermeye başladı.
Fincan biçimli bir ağızlığa dayanan dudakların titreşmesiyle ses çıkar. Boru uzunluğunu değiştiren ve “kulis” adı verilen bir sürgüsü vardır. Bu sürgü trombonun farklı noktalarda ses çıkarabilmesini sağlar.
Bir çok besteci trambon üçlüsünün müziğini sevdi ve alto, bas, tenor trambon için beste yaptı. Görkemli ve soylu bir sese sahip olduğuna inanılırdı. Bazı besteciler bu çalgıyı, kilise müziklerinde ve özel dramatik efektlerde kullandı, Mozart’ın ‘Don Giovanni’ operasında olduğu gibi. Trambonu ’5. senfoni ‘ adlı eserinde ilk olarak Beethoven kullanmıştır. Hector Berlioz özellikle trombonu severdi. Onun ‘Fantastik Senfonisi’ nde bazı çılgın ve vahşi trambon bölümleri vardır. Günümüzde iki ya da üç tenor trambon ve bir bas trambon , orkestradaki normal trombon kısmını tamamlar.
İki çeşidi vardır:
a. Pistonlu Trombon
b. Sürgülü Trombon

Önceleri Pistonlu Trombonun da beş çeşidi vardı:
a. Soprano Trombon
b. Alto Trombon
c. Tenor Trombon
d. Bas Trombon
e. Kontrbas Trombon
Başlama yaşı 15 tir. Dudakların kusursuz, ön dişlerin eksiksiz ve düzgün olması aranılan özelliklerdir.

TROMPET
Uploaded with Avramovic Web Solutions ImageShack Hotspot

Trompet nefesli çalgıların en yüksek sesine sahip üyesidir. Bu çalgının geçmişi, çok eski yıllara dayanır. İlk trompetler, M.Ö. 2000 yıllarında Mısır’da kullanılan ancak bir ya da iki nokta çıkarabilen küçük bir çalgıydı. Fildişinden, insan uyluk kemiklerinden ve camdan yapılmışlardı. Trompet tarihte genellikle askeri bandolarda, dinsel törenlerde, savaşlarda, davullarla kullanılmıştır.

Fakat 1600′ lerde trompet daha çok sanat ağırlıklı kabul gördü ve trompetçiler iç mekanlarda daha yumuşak çalma stilini geliştirdiler. Barok döneminde trompetçiler gerçek birer yıldızdı ve ustalıklarına çok para ödeniyordu. Derneklerine sınırlı sayıda kişiyi, eğitmek için alıyorlardı. Bach, Handel ve İngiliz besteci Henry Purcel zamanın trompet ustalarına görkemli müzikler yazdı.

Yüzyılın sonlarında trompet yapımcıları anahtarlarda deneyim kazandı ve değişik notaları çalmak daha kolaylaştı. Sonuçta 1820′lerde Fransız ve Alman sanatçılar sübaplı trompet kullanmaya başladı ki bu kullanıcıya daha çok özgürlük verdi.

Avrupa’da orkestra trompetleri, döner sübaplarla yapılmaktadır. Döner sübaplı trompetlerin diğerlerinden ayrılan ses özellikler,i Viyana ve Berlin Filormani Orkestrası kayıtlarında duyulabilir.
Gür ve ışıltılı bir sesi vardır. Sesleri acı bir özellik taşır.

Sağ elin 1,2 ve 3 ncü parmakları, pistonlar üzerinde, sol el çalgının altından destek görevi yaparak, çalgının ağızlık bölümü dudaklara dayatılır ve yere paralel bir tutuşla çalınır.

10 ile 12 yaş arası başlamak için uygundur. Kusursuz bir dudak yapısı, düzgün ve eksiksiz ön dişler aranılan şartlardır.

TUBA
Uploaded with Avramovic Web Solutions ImageShack Hotspot
En düşük nefesli enstrüman olarak 1800′lerde üretildiğinde şimdiki halinden daha ince ve uzundu, bir trompet gibi sübaplar yerine saksafon gibi anahtarları vardı. Korno adlı bakır üflemeli çalgıdan esinlenerek yapılmıştır.
1820 ve 1830′larda band ve orkestralarda onun yerini şimdiki gibi geliştirilmiş tubalar almaya başladı. Tubalar daha iyi ses veriyorlardı ve tonları daha kolay çalınıyordu. Maceracı ve yetenekli bir Fransız besteci olan Hector Berlioz tuba ile başarı kazanan ilk bestecidir. Orkestra hakkında belli görüşleri olan Alman opera bestecisi Richard Wagner orkestrası için özel bir enstrüman yaptırmıştı ki buna ‘Wagner tubası’ deniliyordu. Wagner tubaları döner sübaplı daha ufak tubalardı. Birkaç kuşak sonrası bestecileri olan Bruckner, Stravinsky ve Strauss da bu çalgı için besteler yapmışlardır.
Sesi yumuşatılmış tubalar 1897′ de Richard Strauss tarafından “Don Juan” adlı şiirsel eserinde tanıtıldı.

Written by My biSGen

11 Mayıs 2007 at 19:25

eğitim, MÜZİK yaZı / döKüMan kategorisinde yayınlandı

BATI MÜZİĞİ ÇALGILAR – KLAVYELİLER

leave a comment »

HARPSCHORD



Fransız ekolünden yetişenlerin klavsen, Alman ekolünden yetişenlerin cembalo olarak adlandırdıkları bir çalgıdır.
Piyano’ya benzeyen, ancak sesi daha metalik olan tuşlu bir enstrümandır. Daha çok kiliselerde bulunmaktadır. Tınısı, piano- bağlama karışımıdır. Piyanoya nazaran daha hafiftir. Piyanoda ses; küçük, mikro çekiçlerin tellere vurması ile oluşurken, bu alette tuşlara bağlı mızraplar telleri çeker. Ama çalınma şekli ikisinde de aynıdır.
Harpsichord da nüans yapılamaz ve notalar hep aynı uzunluktadır. İlk harpsichord on dördüncü yüzyılın sonlarına doğru İtalya’da yapılmıştır. 18. yy sonlarına doğru yerini yavaş yavaş piyanoya bırakmıştır. Mozart’ın ünlü Türk marşı, klavsen için bestelenmiştir. Bach; bestelerini hep bu çalgı üzerine yapmıştır.

ORG


İlk yapımı M.Ö. 150-200 yıllarına uzanmakta olup, Mısır’da su gücüyle çalıştırılan ilk su orgu yapılmıştır. Sonraki yüzyıllar içinde Avrupalılar tarafından bugünkü şeklini almıştır. Önceleri kilise müziğinde kullanılan org, daha sonraları dindışı müziğin en etkili çalgısı olma özelliğini göstermiştir. Kilise orgcusu olarak çalışan bütün büyük besteciler, org için çok güzel besteler yaratmışlardır.
Laurens Hammond’ un elektrikli orgu yapmasıyla, en kullanışlı biçimine ulaşmıştır. Org, küçük ve büyük ses borularından oluşur. Pedallar borulara hava gönderirken, dokunaklar da, ait oldukları borulardan istenilen seslerin elde edilmesini sağlar.
Orga başlama yaşı 15 ile 16 arasıdır. Fiziki kusurların olmaması, iyi bir kulağa sahip olunması, piyanoyu iyi kullanabilme gibi özelliklere sahip olunması gereklidir.

PİYANO


Romantik dönemin en çılgın popülerlikteki enstrümanı olarak Harpsicordun yerini piyano aldı. Orijinal adı ‘piyanoforte’ dir, çünkü Harpsicorddan farklı olarak kullanıcı klavyeye yolladığı basınç yoluyla ses yumuşaklığını ve gürlüğünü ayarlayabilmektedir. Kuvvetli basıldığında kuvvetli, hafif basıldığında ise hafif ses elde edilir. Piyanolarda 85 ila 88 tuş vardır.
İlk Pianoforte İtalyan Cristofori’ nin elinden çıktı (1711). Daha sonra Fransızlar, tokmaklı klavseni, Almanlar ise, çekiç sistemini geliştirdi. Piyano sanayinin gerçek kurucusu Alman Zumpe’ dir, “kılavuzlu” denen mekanik piyanoyu gerçekleştirdi.
Fakat bazı besteciler orkestra için de piyano parçaları yazmışlardır. Piyano için çok sayıda eser bestelenmiştir.
Piyanoya başlama yaşı 6 yaştır.

Written by My biSGen

11 Mayıs 2007 at 19:03

eğitim, MÜZİK yaZı / döKüMan kategorisinde yayınlandı

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.